Güncel Vaazlar Kitabımız Satışta!
Güncel Vaazlar Kitabımız Satışta!
Güncel Vaazlar Kitabımız Satışta!
Güncel Vaazlar Kitabımız Satışta!

ÇOCUKLARINIZA SORUMLULUK VERİN!

Değerli kardeşlerim!

İnsanoğlu hayatında yaşadığı olumsuzlukların nesli tarafından yaşanmaması ve yaşadığı güzelliklere de evlatlarının kolayca ulaşması için çaba sarf etmeyi bir görev bilir. Ancak bunun sonuçlarını ilerleyen süreçte gördükçe pişman olur ama iş işten çoktan geçmiş olur.

Bu durum bir çiftçinin meyveyi olgunlaşmadan koparması veya olgunlaşması için beklerler zamanını kaçırması gibidir. Çiftçi yerinde ve zamanında ürünü hasat etmemesinin sonuçları nasıl ki üretici için hezimetse, evlatlarının yetiştirilmesi sırasındaki fazla ilgi veya aşırı ilgisizlikte neslimizin heba olmasına sebep olacaktır.

Zamanımızın ebeveynlerinin bu noktadaki tavırlarını gözlemlediğimiz zaman gördüğümüz; geçmişte yaşadıkları sıkıntıları evlatlarının yaşamaması için aşırı korumacı davrandıkları ve evlatlarına sorumluluk vermekten kaçındıkları yönünde olduğunu görmekteyiz.

Oysa Allah Resulü s.a.v’ in hayatına baktığımızda çocuk yaşta diyebileceğimiz sahabelere sorumluluklar vermiş, onların İslam’ın geleceğinde en önemli unsurlar olduğunu onlara hissettirmiştir.

Nitekim vefatından kısa bir süre önce Rumların üzerine gönderilmek üzere hazırlanan ordunun başına önde gelen birçok sahabe olmasına rağmen Usame Bin Zeyd’i vermesi bunun en güzel örneklerinden biridir.

Bu noktada Allah Resulünün gençlere sorumluluk verme noktasında aldığı inisiyatifin daha iyi anlaşılması açısından birkaç örnek vermek yerinde olacaktır:

Attâb b. Esîd (20 Yaşında Mekke Valisi): Mekke'nin fethinden sonra, şehrin yönetimi ve valiliği gibi son derece kritik bir görev 20 yaşındaki bu gence emanet edilmiştir

Hz. Ali (20-21 Yaşında Sancaktar ve Elçi): Hicret gecesi Peygamberimiz’in yatağına yatarak canı pahasına ilk büyük sorumluluğunu alan Hz. Ali, Bedir ve Hayber gibi çetin savaşlarda ordu sancaktarlığı yapmış, genç yaşta adli ve idari görevler üstlenmiştir

Mus'ab b. Umeyr (25 Yaşında Medine Muallimi): Birinci Akabe Biatı'ndan sonra İslam'ı anlatması, öğretmesi ve Medine'yi hicrete hazırlaması için en stratejik diplomatik ve eğitsel görev Mus'ab'a verilmiştir

Muaz b. Cebel (21 Yaşında Yemen Kadısı): Peygamberimiz onu hem helal ve haramı en iyi bilen hoca olarak tanımlamış hem de genç yaşta Yemen’e kadı (hâkim) ve öğretmen olarak atamıştır.

Zeyd b. Sâbit (20 Yaşında Vahiy Kâtibi ve Tercüman): Hz. Peygamber’in teşvikiyle kısa sürede Süryanice ve İbranice öğrenen Zeyd, diplomatik yazışmaları yönetmiş, vahiy kâtipliği yapmış ve daha sonra Kur'an-ı Kerim'in mushaf haline getirilmesinde komisyon başkanlığı yapmıştır.

Gençlere bu sorumlulukları veren Allah Resulü s.a.v bu gelişimi oluşturabilmek adına çocuklara karşı uyguladığı eğitim dikkat çekicidir. Örneklemek gerekirse:

Sır Saklama ve Elçilik: Enes b. Malik’e küçük yaşlardan itibaren özel görevler verir ve ona bazı önemli sırları emanet ederdi.

Hizmet ve Katılım: Çocukların meclislerde yetişkinlerle bir arada oturmasına, fikirlerini beyan etmesine izin verir; onlara toplum içinde bağımsız birer birey olarak davranırdı.

Eğitimde Şefkat ve Güven: Hata yaptıklarında onları azarlamak yerine kibarca yol gösterir, sorumluluk almaktan korkmamalarını sağlardı. Örneğin, Enes b. Malik'in anlatımıyla, 10 yıl boyunca kendisine hizmet ettiği halde bir kez bile "Bunu niye böyle yaptın?" diyerek çıkışmamıştır.

Biz ise bugün çocuklarımızın bir dediğini iki etmezken onları pamuklarla sarıp sarmalamaktayız. Bunu yaparken de onlara iyilik yaptığımızı zannetmekteyiz.

Bu noktada da en büyük hatamız evlatlarımızın dünyevi olarak çok başarılı olması gerektiğini onlara empoze ederek kazanmak için her şeyi mubah olduğunu algısını onlara vermektir. Oysa kişide inanç ve inancın süslediği ahlak yoksa kazanılan dünyalıklar sadece iyi matematik yapmayı sağlar ve her işini dünyalık olarak kar zarar hesabına dökmesine sebebiyet verir.

Sonrasında yeri gelir kendisi için hayatını feda eden anne ve babasını yük olarak görmesine ve zarar hanesine yazarak dışlamasına sebep olur. Bunun örneklerini etrafımızda çokça görerek tecrübe ettiğimiz hepimizin şahit olduğu bir durumdur.

Oysa Rabbimizin ortaya koyduğu hükümde evlatlara verilecek en değerli olgunun ne olduğu belirtilmiş ve Resulün dili ile bu bize haber verilmiştir:

"Hiçbir baba, çocuğuna güzel ahlaktan / güzel terbiyeden daha kıymetli bir miras bırakmamıştır." [1]

Güzel ahlakın ise ancak Allah’ın kitabı ve resulünün sünneti ile olacağını anlamayan ve bu yönde çalışma yapmayan toplumlardan kravatlı modern hırsızların çıkması, başörtüsü ile yaptığı yolsuzluğu örten bireylerin çıkması kaçınılmazdır.

 

Ahlak nerede başlar derseniz Allah’tan korkmak ve ona boyun eğmekten başlayacağını rahatlıkla söylemek mümkündür. Ona boyun eğmek ise Rabbimizin beyan ettiği şu amelle mümkündür:

 

وَأْمُرْ اَهْلَكَ بِالصَّلٰوةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَاۜ لَا نَسْـَٔلُكَ رِزْقًاۜ نَحْنُ نَرْزُقُكَۜ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوٰى

Ailene ve ümmetine namazı emret. Kendin de onu kılmaya sabırla devam et. Biz senden rızık istemiyoruz; üstelik seni de biz rızıklandırıyoruz. İyi bilin ki, hayırlı son, kalpleri Allah’a saygı ile dopdolu olup günahlardan sakınan ve ilâhî buyruklara uyanların olacaktır. [2]

Ayet-i celile bize şunu gösteriyor ki, rızık endişesi ile göz ardı edeceğimiz kulluk görevimiz bizi Allah indinde isyankarlar zümresine yazılmamıza sebebiyet verirken, Allah korkusundan sıyrılmış bir kulun her şeye müsait olacağı gerçeğini önümüze koymaktadır.

Evlatlarımıza inanç ve ahlak eğitimi verirken aynı zamanda hayata dair meselelerde  de onların her şeyi hazır bulmalarını sağlamaktan kaçınarak, yaşarak öğrenmelerini sağlamak noktasında duyarlı olmamız gerektiği gerçeğini de göz ardı etmememiz gerekiyor.

Bu noktada ifade edeceğimiz şu ifadeler bazılarını rahatsız edebilir ama bu tecrübe edilmiş gerçekler olarak size aktarıldığını bilmeniz kavramanız açısından önemli olduğunu belirtmek isterim.

- Çocuğunuz okulda sataştığı bir çocuktan darbe yiyince soluğu okulda almak yerine ona “ başkasının yumruğunu yemeyen kendi yumruğunu balyoz zanneder” deyimi ile büyüklenmenin zararları ve kişileri dış görünümleri ile değerlendirmenin sonuçlarına dair uyarmak yerinde olacaktır.

- Onların geleceği adına büyüttüğünüz işyerinde onları patron gibi büyütmek yerine bir sanayide yağ ve pasın içerisinde belli bir süre çalıştırma yolu ile hayata patron olarak başlanmadığını göstermek gerekir.

- Kendi işyerinde çalıştırmaya başladığınız da da onları en alt kademeden başlatarak patronun emri altında çalışanların yaşadığı psikolojik ve yorucu mesainin nasıl olduğunu öğrenmelerini sağlamanız gerekiyor.

- Bu çalışma sırasında hak ettikleri ücreti öderken de onlara en alt seviyede ücret vererek o ücretle yaşayanların yaşadığı sıkıntıları göstererek yeri geldiğinde alacakları koltuklarda emri altındakilere karşı nasıl davranmalarını onlara göstermek gerekir.

Bu noktada tarihten bir örnek vermek yerinde bir misal olacaktır:

Fatih Sultan Mehmet Han çocukken çok yaramaz bir öğrencidir. Ders esnasında yaptığı şımarıklıklarla Hocası Akşemseddin’i çileden çıkarır ancak hocası kendisine kızdığı zaman hemen,

“Ben Padişahın oğluyum bana bir şey yapamazsın” deyip tehdit edermiş.

Padişaha şikâyet etmeyi edepsizlik sayan Akşemseddin, durumu II. Murat’a anlatamıyormuş. Ancak küçük Mehmet’in yaptığı yaramazlıklar çekilmez hale gelince destur dileyip II. Murat’ın huzuruna çıkmış.

“Padişahım size bir hususu arz edeceğim ancak hayâ ediyorum” deyince II. Murat “Buyur çekinmeden anlatabilirsin” demiş.  Bu söz Akşemseddin’i rahatlatır ve olayı anlatmaya başlar.

“Padişahım oğlunuz, ciğerpareniz Mehmet çok yaramaz, onun yaramazlıkları yüzünden ders işleyemiyorum, kendisine kızdığım zamanda hemen sizinle beni tehdit ediyor” deyince II. Murat Akşemseddin’in yanına gelerek kulağına bir şeyler fısıldar.

II. Murad’ın kulağına söylediği sözleri duyan Akşemseddin çok şaşırır. Bu ne plandı, mümkün değildi bu planı uygulamak. Akşemseddin plan konusundaki rahatsızlığını padişaha ilettiyse de Padişah onu dinlemez ve bu iş olacak der.

Ertesi gün yine derste Mehmet yaramazlık yapar. Akşemseddin’in uyarısına aynı tehdit cevabını verdiği sırada Padişah ansızın kapıyı açıp içeri girer. Bu olay karşısında Akşemseddin hiddetlenerek Padişaha bağırır ve bir  de tokat atar, bu şekilde sınıfa giremeyeceğini izin istemesi gerektiğini söyleyerek derhal dışarı çıkmasını ister. Padişah mahcup bir şekilde boynunu bükerek özür diler ve dışarı çıkar.

Olaylar karşısında Fatih Sultan Mehmet’in nutku tutulmuş ne yapacağını şaşırmıştır. Güvendiği babası tokat yemiştir. Fatih Sultan Mehmet allak bullak olmuştur. Az sonra kapı vurulur ve Padişah mahçup bir şekilde içeri özür dileyerek girer.

Plan muhteşem bir şekilde işlemiştir. O günden sonra Fatih Sultan Mehmet asla yaramazlık yapmaz. Çünkü güvendiği dağlara kar yağmıştır.

 

Eğer bu gün çocuklarınıza acıyarak vermekten kaçındığınız terbiye, ahlak ve adalet yarın hem size hem de topluma kapanmaz yaralar açacağı bugün yaşadığımız olaylarda net bir şekilde tecrübe edilmektedir.

Rabbimiz evlatlarımızı cennete gidecek bir vesile olarak yetiştirmeyi nasip eylesin!

Rabbim yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem azabından bizi ve ailemizi muhafaza eylesin!

Rabbim evlatları ile imtihan olan kardeşlerimize de hayırlı kapılar açarak muzaffer kılsın!

 


[1] Tirmizî, Birr, 33

[2] Taha 132

Dosyalar

ÇOCUKLARINIZA SORUMLULUK VERİN
Facebook Sayfamız
Facebook Sayfamız

Bu yazıyı paylaş