Güncel Vaazlar Kitabımız Satışta!
Güncel Vaazlar Kitabımız Satışta!
Güncel Vaazlar Kitabımız Satışta!
Güncel Vaazlar Kitabımız Satışta!

İFK HADİSESİNDEN GÜNÜMÜZE MESAJLAR

Değerli Müslümanlar:

Cehaletin karanlıklarını İslam’ın nuru ile aydınlatan Rabbimiz hak ve adaletin yerine gelmesi ve kulları arasındaki haksızlıkları önlemek adına yüce kitabını indirmiş, onun nasıl uygulanacağını göstermek adına da Allah Resulü Muhammed Mustafa s.a.v’ i önümüze bir örnek olarak koymuştur.

Onun gelmesi ile toplum içindeki haksız ve zalimce uygulamalar ortadan kalkarak evrensel insani değerlerin dünyaya yayılmasına zemin hazırlanmıştır. Bu evrensel değerlerden biride kadının toplum nezdinde ki yerinin belirlenip onu değerli kılan hükümlerin topluma yerleştirilmesi meselesidir.

Cahiliye devrinde değersiz bir meta haline getirilip itibarsızlaştırılan kadın, İslam’ın gelmesi ile haklar kazanmış ve kul olma açısından erkekle eşit olduğu, yaşam açısından da erkekle bir bütünün iki yarısı gibi olduğu kaidesi ortaya konulmuştur.

İslam gelmesi ile insan açısından olmazsa olmaz kaidelerden biri olan namus kavramı da yeniden düzenlemeye tabi tutulmuş ve namus hususunda atılacak iftiraların bedelinin ağır olacağı, bu gibi olaylarda kişilerin hüsnü zan ile hareket etmeleri gerektiği gibi kanunlar ortaya konularak eşrefi mahlûk olan insanın haysiyetinin korunması hedeflenmiştir.

İnsanın şeref ve haysiyetini zedeleyici iftira ve dedikoduların karşılığının ne olduğunu ise Rabbimiz tarihte Müslümanlar için hüzünlü bir sahne niteliğinde olan Hz. Aişe validemize atılan iftira üzerinden açıklamış ve bu gibi bir durumla karşı karşıya kalındığında Müslüman’ın izlemesi gereken kuralların ne olduğunu açıkça ortaya koymuştur.

Hz. Aişe validemize atılan iftiranın içeriğine baktığımız zaman olayın şöyle gerçekleştiğine şahit olmaktayız:

Beni Mustağlik gazvesinden dönüş esnasında bir su kuyusu etrafında konaklandığı sırada münafıkların çıkardığı fitne sebebi ile Ensar ve Muhacir arsında çıkan tartışma Allah Resulü s.a.v’ in araya girmesi ile engellendi. Ancak ortamın gerilmesini fırsat bilen Münafıkların başı olan Abdullah İbni Selül’ün Muhacirler hakkında: “Medine'ye varalım şerefli olanların olmayanları nasıl süreceğini göreceksiniz” ifadesi ile nefretini kustuğu bir esnada ihtiyaç gidermek için ordudan uzaklaşan Hz. Aişe validemizin geride kalması ile başlayan bir iftirayı ifade etmektedir.

Siyer kaynaklarında ifk hadise olarak geçen iftira şöyle cereyan etmiştir:

Hz. Âişe validemiz, ordunun ardına düşüp kaybolmaktansa, bulunduğu yerde beklemeyi tercih etti. Hafiften uykuya daldı. O sırada kafileden geri kalanları toplamakla vazifeli bulunan Safvan bin Muattal, Hazret-i Âişe’yi fark etti:

“…Biz Allah’a aidiz ve yine O’na döneceğiz.” [1] ayetini okuyarak kendisinin orada bulunduğunu duyurdu.

Bu ses üzerine Hz. Âişe annemiz uyandı. Safvan, tek kelime bile konuşmadan devesini çöktürdü; Hz. Âişe validemiz de bindiler. Öğle vakti orduya yetişmişlerdi. Bu durumu gören münafıklar, ellerine bulunmaz bir fırsat geçmiş gibi bu defa da ağızlarını çirkin bir iftira için açtılar:

“–Vallahi ne Âişe ondan, ne de o Âişe’den kurtulmuştur.” dediler. Hatta Abdullah İbni Selül, daha ileri giderek müminlere:

“–İşte Peygamberinizin hanımı bir adamla sabahladı...” diyerek alay etti. Fitne bir anda bütün orduyu sardı. Hz. Ebubekir, müthiş bir ıztırapla inledi:

“–Vallahi biz, böyle bir iftiraya cahiliye devrinde bile uğramadık!..” dedi. Hz. Safvân ise derin bir üzüntü içindeydi. O, Allah Resulü’nün:

“Hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyorum!..” dediği güzîde bir sahabe idi.

EN BÜYÜK KEDER

Hz. Peygamber’in durumuna gelince; en büyük keder, hiç şüphesiz O’nun mübarek gönlüne düşmüştü. Çoğu kere evine kapanıyor, insanlarla pek fazla görüşmüyordu. Bu hususta küçük bir tahkikat yaptırdı. Hz. Âişe’nin suçlu olduğuna dair en ufak bir alâmet bile yoktu. Ancak münafık ağızlar susmuyordu.

Hâdiseyi en son duyan, Âişe annemiz oldu. Bu ağır iftirayı işitir işitmez de müthiş bir teessüre kapıldı. Tarifsiz bir elemle, Peygamber Efendimiz’den izin alarak babasının evine, mesele hakkında malumat edinmeye gitti. İşittiği dedikoduları bir de onlardan dinleyince, âdeta eridi, bir sonbahar yaprağı gibi sarardı soldu.

Bu sırada Peygamber Efendimiz, hâdiseyi Âişe validemizle konuşmak istedi. Hz. Ebûbekir’in evine gidip mübarek zevcesine:

“–Ey Âişe! Hakkında bana birtakım sözler ulaştı. Eğer suçsuzsan, Allah seni temize çıkaracaktır.” buyurdu.

Âlemlerin Efendisi’nin de iftiralar karşısında küçük bir tereddüt geçirdiğini hisseden hassas ve ince ruhlu Hz. Âişe vâlidemiz, anne ve babasına baktı. Onların sustuğunu görünce, nemli gözlerle Allah Resulü’ne şunları söyledi:

“–Vallahi, iyice anladım ki, siz söylenilenleri duymuş, neredeyse inanmışsınız. Şimdi ben suçsuzum desem, -ki Allah bunu biliyor- inanmayabilirsiniz. Aksini söylesem hemen inanabilirsiniz. Ama Allah suçsuz olduğumu biliyor. O hâlde ben, o söylenenlere karşı Allah’tan yardım istiyorum.”

HZ. AİŞE VALİDEMİZİ TEMİZE ÇIKARAN AYET

Artık işin anlaşılması sadece vahy-i ilâhîye kalmıştı. Nitekim çok geçmeden Cenâb-ı Hak, hâdiseyle alâkalı ayet-i kerimeleri inzal buyurdu. Söylenen sözlerin, münafıkların iftiralarından ibaret olduğu aşikâr oldu. İlâhî beyanlar, hem Âişe annemizi temize çıkarmakta hem münafıkların haksız ithamlarını yüzlerine vurup onlara azabı haber vermekte hem de bu iftirayı dillerine dolayan gafilleri ikaz etmekteydi.

Cenab-ı Hak bu hususla ilgili ayet-i kerimelerde şöyle buyurdu:

“(Peygamber’in temiz ve mübarek zevcesine) bu ağır iftirayı uyduranlar, şüphesiz sizin içinizden bir gruptur. Siz bu (iftira hâdisesini) hakkınızda fena sanmayın, aksine o sizin için hayırdır. İftiracılardan her biri kazandığı günahın (vebalini) çeker. Onlardan (elebaşılık yapıp) bu günahın büyüğünü yüklenen kimse için de büyük bir azap vardır.”

“Bu iftirayı işittiğiniz zaman erkek ve kadın müminlerin, kendi vicdanları ile hüsn-i zanda bulunup da; «Bu apaçık iftiradır!» demeleri gerekmez miydi?”

Rabbimizin ifade ettiği üzere bir Müslüman başka bir Müslüman kadın veya erkek hakkında bir söz duyduğu zaman onun hakkında hüsnü zanda bulunması Allah’ın açık emridir. Zira Rabbimiz bize gelen haberlerde uygulamamız gereken kaideleri ortaya koyarken şöyle bir beyanda bulunmaktadır:

يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُٓوا اِنْ جَٓاءَكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَأٍ فَتَبَيَّنُٓوا اَنْ تُصٖيبُوا قَوْماً بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلٰى مَا فَعَلْتُمْ نَادِمٖينَ

 Ey iman edenler! Bilmeden birilerine zarar verip de sonra yaptığınıza pişman olmamanız için, yoldan çıkmışın(fasık) biri size bir haber getirdiğinde doğruluğunu araştırın.” [2]

Yoldan çıkmış bir fasık diye ifade edilen kimse büyük günahları aleni işleyen ve bundan da rahatsızlık duymayan kişiyi ifade eder. Bu açıdan bakıldığında toplumda bu tarz kimselerin bir hayli fazla olduğunun görüldüğü ortamda Müslüman kendine gelen haberi mutlaka araştırması şarttır.

Şöyle de bir gerçek var ki, şahısların özel hayatlarına dair şeylerin bizi niçin alakadar ettiği hususu da sorgulanması gereken bir durumdur.

Böyle bir iftira ile gelen kimselere sorulması gereken soruyu da Rabbimiz ortaya koyarak bu kimselerin yalancılıklarını şöylece ortaya dökmektedir:

“İftiracıların da bu hususta dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? Madem ki şahitler getiremediler, öyle ise onlar Allah nezdinde yalancıların ta kendisidirler.”

Fıkıhta dört şahit meselesinde olaya şahit olan bu dört kimsenin aynı anda, aynı şekilde ve açık bir şekilde olaya şahit olmaları gereklidir kaidesi vardır ki, böyle bir şey kolay kolay mümkün olan bir durum değildir. Hali ile bir konuda ikrar söz konusu değilse Müslüman’ın böyle bir konuya girmesi çok ama çok tehlikelidir.

Ancak Müslümanlar olarak zaman zaman bu gibi olaylarda aynı tufaya düştüğümüz bir gerçekken, Rabbimiz biz kullarına acıdığını gösteren şu beyanları olmasa ne yapardık diye de düşünmeden edemiyoruz:

“Eğer dünyada ve ahirette Allah’ın lütuf ve merhameti üstünüzde olmasaydı, içine daldığınız bu iftiradan dolayı size mutlaka büyük bir azap isabet ederdi.”

Rabbimiz rahmetini ifade ettikten sonra iftirayı yayanlara şu uyarıda bulunuyor:

“Çünkü siz bu iftirayı dilden dile birbirinize aktarıyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyi ağızlarınızda geveleyip duruyordunuz. Bunu ehemmiyetsiz (ve vebalsiz) bir iş sanıyorsunuz. Hâlbuki bu, Allah katında (elbette ki) çok büyük (bir cürüm)dür.”

Böyle bir durumla karşı karşıya kaldığımızda yapmamız gerekeni yine Rabbimiz şöylece ortaya koyuyor:

“Onu duyduğunuzda; «Bunu konuşup yaymamız bize yakışmaz. Hâşâ! Bu, çok büyük bir iftiradır!» demeli değil miydiniz?”

“Allah size öğüt veriyor ki, eğer inanmış insanlarsanız buna benzer bir davranışı bir daha asla tekrarlamayasınız. Ve Allah ayetleri size açıklıyor. Allah, (her işin iç yüzünü) çok iyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

Eğer ki iftiraların bir parçası olma hususunda ısrarcı olursak bunun bedeli:

“İnananlar arasında çirkin şeylerin yayılmasını arzulayan kimseler için dünyada da ahirette de elem bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz. Ya sizin üstünüze Allah’ın lütuf ve merhameti olmasaydı, Allah çok şefkatli ve merhametli olmasaydı (hâliniz nice olurdu)!..”

Ve son uyarı olarak Rabbimiz tüm Müslümanların kulağına küpe olacak şu ifadeyi ortaya koyarak her hususta izlenecek yolun ne olduğunu ortaya koyuyor:

“Ey iman edenler! Şeytanın adımlarını takip etmeyin! Kim şeytanın adımlarını takip ederse, muhakkak ki o, edepsizliği (yüz kızartıcı suçları) ve kötülüğü emreder. Eğer üstünüzde Allah’ın lütuf ve merhameti olmasaydı, içinizden hiç kimse asla temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediğini arındırır. Allah işitir ve bilir.” [3]

Bu yüce hakikatlerden sonra Allah Resulü, mütebessim bir şekilde Hazret-i Âişe annemize:

“–Müjde ey Âişe! Allah seni temize çıkardı!” buyurdular.

Âişe validemiz, ayet-i kerimelerle tenzih ve tebrie olunduktan sonra:

“–Benim gibi aciz bir kul hakkında ayet ineceğini hiç tahmin etmezdim. Zannederdim ki, Allah Resulü’nün kalbine bir ilham gelecek ve benim masum olduğum böylece ortaya çıkacak!” diyerek Cenab-ı Hakk’a hamd etti. Kendisini başından öperek Rasulullâh’ın yanına gitmesini işaret eden babası Hazret-i Ebûbekir de:

“–Ben, Allah’tan başka kimseye hamd ve teşekkür etmem. Benim beraatımı bildiren Allah’tır!” diyerek biraz da naz ile kırgınlığını ifade etti.

Bunun üzerine Allah Resulü, tebessüm buyurdular. Bir ay süren sıkıntı, Allah’ın lütuf ve merhameti sayesinde nihayete erdi. [4]

Ayet-i celiler ile Hz. Aişe validemizin temizliği ortaya çıkarken bize de burada büyük bir ders verilmiştir.

Bu olayda bize gösteriyor ki, kahve köşesinde, ev sohbetlerinde, işyerinde ve benzeri yerlerde çay muhabbeti adı altında yaptığımız dedikoduların bizlere ağır bedellerinin olabileceği gerçeğidir.

Bize düşen onun veya bunun hayatını irdelemek yerine kendi hayatımıza bakmak ve o hayatı Allah’ın rızasına uygun bir yaşama çevirmek için çaba sarf etmektir.

Rabbim bizleri iftiraya uğramaktan ve iftiranın bir parçası olmaktan muhafaza eylesin!

Rabbin rızasına uygun bir yaşamı yaşama gayretinde olabilmeyi hepimize nasip eylesin!

 


[1] Bakara, 156

[2] Hucurat 6

[3] Nur, 11-21

[4] Buhârî, Şehâdât 15, 30, Cihâd 64, Meğâzî 11, 34; Müslim, Tevbe 56; Ahmed, VI, 60, 195

Dosyalar

İFK HADİSESİNDEN GÜNÜMÜZE MESAJLAR
Facebook Sayfamız
Facebook Sayfamız

Bu yazıyı paylaş