Güncel Vaazlar Kitabımız Satışta!
Güncel Vaazlar Kitabımız Satışta!
Güncel Vaazlar Kitabımız Satışta!
Güncel Vaazlar Kitabımız Satışta!

HİÇ BİR ŞEY YAPAMIYORSAN EN AZINDAN DUA ORDUSUNDA BİR NEFER OL!

Değerli Müslümanlar:

Bir hayat ki, her anı bir imtihan olduğu halde, güneşe aldanan erik ağacı gibi dünyanın zevklerine ve emellerine kapılarak ahreti unuttuk. Bu öylesine bir aldanma ki, kendimizden geçtik. Geçici bir âlem olan dünyanın üstündekileri elde etmek için kan, gözyaşı ve ihanetlerle dolu bir hayatı kendimize hedef seçerken, ölümle son bulacağını göz ardı ettik. Bizler arzu ettik ki, cenneti bu âlemde yaşayalım da hiç ölmeyelim. Ancak ölüm hak olduğu gibi, bu dünyada imtihan da haktır. Bunu anlamayan kimselerin hayatın formülünü anlaması ve çözümlemesi mümkün değildir.

Peki! Bu hayatın formülü hangi düşüncede saklıdır?

Bu hayatın ne mana taşıdığını anlamak istiyorsak, bu eşsiz yaratılışı anlamak ve onu ortaya koyup da var edeni tanımak gerekir.

Onu tanımak isteyen de onun kelamı olan kuran-ı kerime bakması gerekir. Rabbimiz kerim kitabında kendini şöyle tanıtıyor:

هُوَ اللّٰهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ لَهُ الْاَسْمَٓاءُ الْحُسْنٰىؕ

“O, yaratan, var eden, varlıklara şekil veren Allah'tır. En güzel isimler O'nundur.” [1]

Rabbimiz her şeyi var ettiği gibi, onların ihtiyaçlarını da gideren yegâne güç sahibidir. Yüce Allah bu gerçeği bizlere şöyle bir soru sorarak bizleri düşünmeye sevk ediyor:

اَمَّنْ يُجٖيبُ الْمُضْطَرَّ اِذَا دَعَاهُ وَيَكْشِفُ السُّٓوءَ وَيَجْعَلُكُمْ خُلَـفَٓاءَ الْاَرْضِؕ ءَاِلٰهٌ مَعَ اللّٰهِؕ قَلٖيلاً مَا تَذَكَّرُونَؕ 

“Peki darda kalan kendisine yalvardığı zaman imdadına yetişen, sıkıntısını gideren ve sizi yeryüzünün yöneticileri yapan kim? Allah’tan başka bir tanrı mı? Ne kadar da kıt düşünüyorsunuz!”  [2]                                                                                                    

 Bu soruya cevabı yine Rabbimiz ortaya koyarak kendisinin kullarına ne kadar yakın olduğunu ortaya koyarken, bunun şartının da ne olduğunu şöyle beyan ediyor:

وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَادٖي عَنّٖي فَاِنّٖي قَرٖيبٌؕ اُجٖيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِۙ فَلْيَسْتَجٖيبُوا لٖي وَلْيُؤْمِنُوا بٖي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ

“Kullarım sana beni sorduklarında bilsinler ki şüphesiz ben yakınım, bana dua ettiğinde dua edenin dileğine karşılık veririm. Şu halde benim davetime gelsinler ve bana iman etsinler ki doğru yolu bulabilsinler”.[3]

 Rabbimiz bu gerçeği bizden anlamamızı istediği halde maalesef bizler işe yeni başlayıp da hak etmediği günlerin ücretini önden isteyen işçi gibi davranıyoruz. Hâlbuki bu dünyadan bizden önce nice topluluklar geçti ve zor intihanlar ile karşı karşıya kaldılar da, yinede hak yoldan sapmadılar. Rabbimiz buna bir işaret olarak şöyle buyuruyor:

اَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُمْ مَثَلُ الَّذٖينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْؕ

“Yoksa sizden öncekilerin çektikleriyle karşılaşmadan cennete girebileceğinizi mi sandınız?” [4]

Hal böyle iken bizler Müslümanım dediğimiz halde imtihanla karşı karşıya gelmeyi istemiyoruz, zor imtihanlarla karşı karşıya gelen kardeşlerimizi de maalesef unutuyor ve de bazen de aşağılıyoruz.

Ancak unuttuğumuz bir şey var ki, bu dünyada olan bütün çıkar ve emeller bahardan sonra kışa döndüğünde yaprakları sararıp da dökülen ağaçlar gibi dalımızdan bir bir düşecek ve bu dünya için hükümsüz olacağız.

Rabbimiz bu dünyanın değersizliğini ortaya koyarak biz akıl sahiplerine şöyle sesleniyor:

يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا مَا لَكُمْ اِذَا قٖيلَ لَكُمُ انْفِرُوا فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِ اثَّاقَلْتُمْ اِلَى الْاَرْضِؕ اَرَضٖيتُمْ بِالْحَيٰوةِ الدُّنْيَا مِنَ الْاٰخِرَةِۚ فَمَا مَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا فِي الْاٰخِرَةِ اِلَّا قَلٖيلٌ 
“Ey iman edenler! Size ne oldu ki, “Allah yolunda savaşa çıkın” diye çağrıldığınızda, yere çakılıp kalıyorsunuz. Sonraki hayatın iyiliklerini gözden çıkarıp, bu dünya hayatının rahatlığıyla kendinize, doyum sağlama peşindesiniz. Fakat bu dünya hayatının verdiği haz ve doyum, sonraki hayatın vereceği yanında, değersiz bir şeyden başka nedir ki!” [5]  

İşte değerli olana ulaşmanın yolu bu dünyanın geçici heveslerinden sıyrılarak var gücümüzle Allah yolunda her alanda savaşmaktan geçiyor. Biz buna cihad diyoruz ki, cihadın unutulduğu toplumlar kâfire köle olmaktan başka bir sonucu ulaşamazlar.

Ancak bizler cihad etmeden her şeyi Allah’a havale ederek sadece dua etmekle her şeyin sonuca bağlanacağı gibi bir hataya düşüyoruz. Rabbimiz ise böyle bir yaşamın sonuç getirmeyeceğini kerim kitabında şöyle beyan ediyor:

مَسَّتْهُمُ الْبَأْسَٓاءُ وَالضَّرَّٓاءُ وَزُلْزِلُوا حَتّٰى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا مَعَهُ مَتٰى نَصْرُ اللّٰهِؕ اَلَٓا اِنَّ نَصْرَ اللّٰهِ قَرٖيبٌ

“Onlar öylesine yoksulluk ve sıkıntı çekmişler, öyle sarsılmışlardı ki peygamber ve yanındakiler, “Allah’ın yardımı ne zaman gelecek?” demeye başladılar. Bilesiniz ki Allah’ın yardımı yakındır.” [6]

Yakın olan bu yardıma ulaşmak için sadece meydana çıkmak yeter mi?

Bunun yetmeyeceğini, aynı zaman da hayatın her alanında Allah’ın hükümlerinin uygulanmasının da gerektiğini Allah Resulünün şu beyanından açıkça anlıyabiliyoruz:

 “Allah yolunda seferler yapmış, üstü başı tozlanmış bir adam ellerini semaya kaldırarak, ‘Yâ Rabbi, Yâ Rabbi’ diye yalvarıyor. Oysa yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, gıdası haramdır. Böyle birisinin duası nasıl kabul olur?” [7]

Bunca ifadeyi neden ortaya koyduk? Şunun için ortaya koyduk ki, bazen bizim elimizden bir şey gelmeyeceği zamanlar olabilir. Aynı bugün Filistin’de, doğu Türkistan da ve benzeri yerlerde yaşanan zulümlerde ellerimizden bir şey gelmediği gibi.

Burada şunu da belirtelim ki, elimizden bir şey gelmemesinden kasıt savaşa bizatihi dahil olup savaş etmek manasındadır. Onun dışında ki bütün görevler yapıldıktan sonra artık elden bir şey gelmiyorsa, fiili silahın işe yaramadığı yerde manevi silahı kuşanmak gerekir.

Allah Resulü bu gerçeği bizlere şöyle haber veriyor:

“Dua, müminin silahı, dinin direği, göklerin ve yerin nurudur.” [8]

Bizler Allah Resulü s.a.v’in bu beyanından yola çıkarak sizlere diyoruz ki;

Cihad ordusunda yer alamıyorsan en azından dua ordusunda yerini al!

Bizler bu ordunun ne kadar önemli olduğunu Bedir’de gördük. Allah Resulünün göz yaşları içinde dua ederek “ Ya Rabbi bugün burada bize zafer nasip etmezsen artık sana yeryüzünde ibadet edecek kimse kalmayacak” dediğinde nişanlı atların müşrikleri nasıl yok ettiğini Rabbimiz kerim kitabında açıkça beyan ediyor.

Ancak unutulmaması gerekiyor ki, dua bir söz değil kalp sızısıdır. Kalp ile yapılmayan hiçbir dua Allah katında değer bulmaz ve kabul olunmaz. Nitekim Allah Resulü s.a.v bunu şöyle ortaya koyuyor:

 “Allah’a kabul edileceğini gerçekten inanarak dua ediniz. Bilin ki Allah, ciddiyetten uzak ve umursamaz bir kalp ile yapılan duaları kabul etmez.” [9]

Rabbim bizleri kabul olunacak duaları ortaya çıkaracak amellerle donatsın!

Rabbim kardeşinin acısını içinde hissedip, bir vucudun azaları gibi hareket edebilmeyi nasip eylesin!

Kabul olmayan duadan, ürpermeyen kalpten, Allah’dan korkmayan zalimden Rabbine sığınanlardan olmayı hepimize nasip eylesin!

 

 

 

 


[1] Haşr 24

[2] Neml 62

[3] Bakara 186

[4] Bakara 214

[5] Tevbe 38

[6] Bakara 214

[7] Müslim, Zekât, 65 [1015]

[8] bk. Hakim, Müstedrek, I, 492

[9] Tirmîzî, Deavât, 66 [3479]

Dosyalar

HİÇ BİR ŞEY YAPAMIYORSAN EN AZINDAN DUA ORDUSUNDA BİR NEFER OL
Facebook Sayfamız
Facebook Sayfamız

Bu yazıyı paylaş