Facebook sayfamız
Facebook sayfamız
Facebook sayfamız
Facebook sayfamız

HER NEFİS ÖLÜMÜ TADACAKTIR

Değerli müminler:

Ölüm, var olan her varlığın kaçınılmaz sonudur. Yaşanılan zamanın, mekânın, rengin, ırkın, sınıfın fark etmediği her varlık için geçerli olan doğanın kanunudur.

Nitekim Rabbimiz bu ilahi kanununu şöyle ifade ediyor:

كُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِؕ وَنَبْلُوكُمْ بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةًؕ وَاِلَيْنَا تُرْجَعُونَ

Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz. [1]

Bu gerçek önümüzde bir ayna gibi dururda maalesef bunu görmemekte ısrar ederiz. Her gün okunan salalarda kim öldü diye bakarız da, ancak bizde öleceğiz gerçeğini idrak edemeyiz.

Bu öyle bir gerçektir ki, Allah’ın en sevdiği kul olsan da, bu sonuç değişmez.

وَمَا جَعَلْنَا لِبَشَرٍ مِنْ قَبْلِكَ الْخُلْدَؕ اَفَا۬ئِنْ مِتَّ فَهُمُ الْخَالِدُونَ

Ey Muhammed! Senden önce de hiçbir insanı ölümsüz kılmadık, Şimdi sen ölürsen, onlar ebedî mi kalacaklar? [2]

Bizler hayatın içerisinde dünyalıklara öyle dalarız ki! Her şey için bir plan yaparız da, ahret için hiçbir hazırlık içinde olmayız!

Hâlbuki ölüm yaşa göre değil, ilahi takdire göre gitmektedir:

وَمَا تَدْرٖي نَفْسٌ مَاذَا تَكْسِبُ غَداًؕ وَمَا تَدْرٖي نَفْسٌ بِاَيِّ اَرْضٍ تَمُوتُ ؕ

Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Hiçbir kimse hangi yerde öleceğini de bilemez. [3]

 اَيْنَ مَا تَكُونُوا يُدْرِكْكُمُ الْمَوْتُ وَلَوْ كُنْتُمْ فٖي بُرُوجٍ مُشَيَّدَةٍؕ

Her nerede olursanız olun ölüm size yetişir, son derece sağlam kaleler içinde de bulunsanız yine de kurtulamazsınız. [4]

Şöyle bir hikâye anlatılır:

Hz. Süleyman devriydi. Saf bir adam, bir kuşluk vakti, kudretli peygamberin sarayına telâşla girdi. Nöbetçilere, hayatî bir mesele için Hazret-i Süleyman’la görüşeceğini söyledi ve hemen huzura alındı. Süleyman a.s; benzi sararmış, korkudan titreyen adama sordu:

“–Hayrola neyin var? Neden böyle korku içindesin? derdin nedir? Söyle bana!”

Adam korku ve heyecan içinde başladı anlatmaya:

“–Bu sabah karşıma Azrail a.s çıktı. Bana hışımla baktı ve hemen uzaklaştı. Anladım ki, benim canımı almaya kararlı!..”

Hazret-i Süleyman sordu:

“–Peki, ne yapmamı istiyorsunuz?”

Adam yalvarıp yakardı:

“–Ey canların koruyucusu, mazlumların sığınağı Süleyman a.s!

Sen nelere muktedirsin. Kurt, kuş, dağ ve taş senin emrinde!..

Rüzgârına emrediver de beni buradan alsın tâ Hindistan’a götürsün. O zaman Azrail a.s belki beni bulamaz. Böylece canımı kurtarmış olurum. Medet senden!”

Süleyman a.s; adamın, kaderin bir sırrından bir başka sırrına intikal edeceğinin idraki içinde rüzgârı çağırdı ve;

“‒Bu adamı hemen al, Hindistan’a bırak!” emrini verdi.

Rüzgâr bu; bir esti, kükredi ve adamı aldığı gibi bir anda Hindistan’da uzak bir adaya götürdü.

Adamın arzusu yerine gelmişti.

Öğleye doğru Hazret-i Süleyman, divanını toplayarak, gelenlerle görüşmeye başladı. Topluluğun içinde Azrail a.s’ı da gördü. Hemen yanına çağırıp;

“–Ey Azrail! Bugün kuşluk vakti bir adama hışımla bakmışsın? Neden o zavallıyı korkuttun?..” diye sordu.

Azrail a.s cevap verdi:

“–Ey dünyanın ulu sultanı! Ben, o adama hışımla bakmadım. Hayretle baktım. O yanlış anladı. Vehme kapıldı.

Onu, burada görünce şaşırdım. Çünkü Allah Teâlâ bana o adamın canını Hindistan’da almamı emretmişti. Ben onu burada Kudüs’te görünce;

«Bu adamın yüz kanadı olsa, bu akşam Hindistan’da olamaz. Bu nasıl iştir?!.» diye hayretlere düştüm. İşte onun öfke sandığı farklı bakışımın sebebi bu idi.”

Hazret-i Mevlana bu kıssayı anlattıktan sonra sorar:

“Kimden kaçıyoruz? Kendimizden mi? Bu hayalî bir şey…

 Kimden kapıp kurtarıyoruz?.. Allah Teâlâ’dan mı? Ne boş hayal!..

İşte böyle değerli kardeşlerim!

Kaçmakla kurtulsaydı, kimler kaçmazdı ki! Servetle, makamla aşılsaydı, kimler yolunda bütün imkânlarını harcamazdı ki!

Öyleyse kaçamadığımız bu son için hazırlık yapmak gerekmez mi?

Allah Resulü s.a.v bizlere şu tavsiyede bulunuyor:

Ey insanlar! Ölmezden önce Allah 'a tövbe edin .(musibet, hastalık, yaşlılık gibi)ağır dertlere düşmezden önce salih ameller işlemede acele edin. Çok zikir ederek, gizli ve açık çok sadaka vererek Allah 'a karşı üzerinizdeki borcu ödeyin ki bol rızka, ilahi yardıma ve zafere, halinizi ıslaha mazhar olasınız. [5]

Ancak bizler ( Halk dilinde) beyazı görünce aklımız başımıza geliyor!

Değerli dostlar! O son an geldiğinde, ben tövbe ettim demek bir mana ifade etmeyecektir.

Nitekim Rabbimiz bu hususa şöyle işaret ediyor:

وَلَيْسَتِ التَّوْبَةُ لِلَّذٖينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّـَٔاتِۚ حَتّٰٓى اِذَا حَضَرَ اَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ اِنّٖي تُبْتُ الْـٰٔنَ وَلَا الَّذٖينَ يَمُوتُونَ وَهُمْ كُفَّارٌؕ اُو۬لٰٓئِكَ اَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَاباً اَلٖيماً

Yoksa kötülükleri yapıp edip de içlerinden birine ölüm gelip çattığında “Ben şimdi tövbe ettim” diyenlerle kâfir olarak ölenler için kabul edilecek tövbe yoktur. Onlar için acı bir azap hazırlamışızdır. [6]

O Allah ki! Ancak şu kimselerin tövbesini kabul eder:

اِنَّمَا التَّوْبَةُ عَلَى اللّٰهِ لِلَّذٖينَ يَعْمَلُونَ السُّٓوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِنْ قَرٖيبٍ فَاُو۬لٰٓئِكَ يَتُوبُ اللّٰهُ عَلَيْهِمْؕ

Allah’ın kabul edeceği tövbe, ancak bilmeden kötülük edip de sonra tez elden pişmanlık getirenlerin tövbesidir; işte Allah bunların tövbesini kabul eder. [7]

Bunca uyarıya rağmen, biz bir sefer yaşar ve ölürüz. Toprak olur yok oluruz, ahret sadece bir hayal ( hâşâ)  diyenlere Rabbimiz şöyle sesleniyor:

 Ey insanlar! Öldükten sonra dirileceğinizden kuşku duyuyorsanız şunu unutmayın ki, biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan, sonra belli belirsiz et parçasından yarattık ki size (kudretimizi) açıkça gösterelim ve biz dilediğimizin rahimlerde belirli bir vakte kadar kalmasını sağlarız, sonra sizi bebek olarak çıkarırız ki daha sonra yetişkinlik çağınıza erişesiniz. İçinizden kimi erken vefat ettirilirken kimi de önceden bildiklerini bilmez hale gelinceye kadar ömrün en düşkün çağına eriştirilir. Öte yandan yeryüzünü kupkuru ve cansız görürsün; üzerine yağmur indirdiğimizde ise (bir de bakarsın) canlanıp kabarır ve her cinsten güzel bitkiler çıkarır. Bu böyledir, çünkü Allah hakkın ta kendisidir, O ölüleri diriltir ve O’nun her şeye gücü yeter. Kıyamet vakti şüphe yok ki gelip çatacaktır ve Allah kabirde yatanları diriltecektir. [8]

Biz inanıyoruz ki! Bizi yoktan var eden Rabbimiz, tekrar bizi yok edip var edecek ve huzurunda toplayacak.

Rabbimizden niyazımız odur ki! Bizleri cenneti ile muamele görecek kulların arasına dâhil eylesin!

Cehennemine varacak kullardan olmaktan da bizleri muhafaza eylesin!

 

 


[1] Enbiya 35

[2] Enbiya 34

[3] Lokman 34

[4] Nisa 78

[5] Kütüp-i sitte terc.17/49

[6] Nisa 18

[7] Nisa 17

[8] Hac 5-7

Dosyalar

her nefis olumu tadacak
Facebook Sayfamız
Facebook Sayfamız

Bu yazıyı paylaş