GÜNAHI GÜNAHLA KAPAMA
Değerli kardeşlerim:
Biz insanoğlunun birçok açmazı olduğu hepimizin malumu olan bir durumdur. Bu açmazların en başında gelen ise kişinin vicdanı ile nefsi arasında kaldığında şeytanın ona oynadığı oyunlardır. Oysa şeytan ne kadar hilekâr olursa olsun insana müdahalesi söz konusu değildir. Gerçek şu ki; insan kendi fiillerinin esiridir.
Şu gerçeği de kabul etmek gerekir ki; İnsanoğluna dışarıdan yapılan müdahaleler ancak kişiyi yönlendirme noktasında etki ederken kişi tercihleri ile sorumluluğu üzerine alarak Allah indindeki yerini kendisi belirler.
Fiillerinin sorumluluğunu alan insan hangi fiilin nereye varacağı hususunu iyi kavrayamazsa pusuya yatmış şeytanın tuzaklarına, ona meyletmeye hazır nefsinin arzularına yenilerek günaha düşebilir ve irade gösteremezse de o bataklıktan çıkma şansını yakalayamaz.
Peki! Müslüman’ı o bataklıktan çıkaracak iradeyi göstermesini sağlayacak en önemli destek nereden gelir?
Bu sorunun cevabını aslında her Müslüman bilir. Nedir o bilinmesi gereken gerçek?
O gerçek bizim günahlardan kurtulup Rabbimizin rızasına ulaştıracak olan yine rızasına ram olduğumuz Rabbimiz Allah ve onun Resulü olan Muhammed Mustafa s.a.v’ den başkası değildir.
Efendim! Öyle diyorsun ama bizim bunca günahımız var hangi yüzle onun karşısına çıkacağız sorusunu soran kardeşim! Şeytan seni Rabbine karşı olan vicdanınla vuruyor tuzağa düşme!
Hani Mevlana’ya atfedilen ancak aslında sözleri Ebû Saîd Ebu’l-Hayr’a ait olan şu beyitteki gibi günahlarımıza bakmamız gerekir:
Gel, her ne olursan ol yine gel!
Kâfir, mecûsî, putperest olsan da gel!
Bizim dergâhımız ümidsizlik dergâhı değildir!
Yüz kere tövbeni bozsan da yine gel!
Bizler zaman zaman yaptığımız günahların girdabında rızaya ulaşacak bir dal ararken göremediğimiz gerçek insanın günahsızlıkla sorumlu tutulmadığı aksine sorumlu tutulduğunun tövbe etmek olduğunu unutuyoruz.
Bu gerçeğe en güzel işaret Allah Resulü s.a.v’ in aracılığı ile bize ulaşan şu kutsi hadisdir:
"Nefsim kudret elinde olan Zat'a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah işlemeseniz, Allah sizi toptan helak eder; sonra günah işleyen, arkadan da istiğfar eden bir kavim yaratır ve onları mağfiret ederdi." [1]
Bizim meselemiz hiç günah işlememek değil, işlediğimiz günahı farkına vararak af dileyeceğimiz kapıyı bilmektir. Yoksa bu dünyada hiç kimsenin günahtan sıyrılıp melekler gibi yaşayacağım gibi bir iddiası olması söz konusu değildir.
Hepimiz az veya çok günah işleriz. Kimisi çok büyük olur, kimisi ufak asıl mesele günahı bilmek ve Allah’a dönmektir.
Bu minvalde bakmamız gereken çerçeve bizim günahlarımızı nasıl gördüğümüz meselesidir. Bu açıdan baktığımızda ise bize ölçü olarak Allah Resulü s.a.v’ in şu beyanı yeterli bir gösterge olacaktır:
“Mü’min kimse günahlarını hayâlinde öylesine büyütür ki, sanki kendisi bir dağın eteğinde oturuyormuş da dağ üzerine çökecekmiş zanneder. Fâcir (günaha dalan) ise günahlarını, burnunun üstüne konan bir sinek gibi görür.” [2]
Bizden istenen belli; "Her insan hata işler; ama hata işleyenlerin en hayırlısı, çok tövbe edenlerdir." [3]
Bizler hak olanı anlattığımızda bunu anlayan, hatta bunun için kalplerinde sızı, gözlerinde yaş oluşan nice kardeşimizi görüyoruz ancak şeytanın onları günahları ile tehdit edişinin önüne geçme hususunda zafiyet yaşıyoruz.
Vicdanlarında ve kalplerinde yanlışını gören kardeşlerimize şeytan yaklaşarak şöyle diyor:
“ Ey falan kişi; sen içki içtin, kumar oynadın, zina ettin, hırsızlık ettin, cinayet işledin, vs. vs. sen bu yüzle Allah’ın huzuruna çıkmaya utanmıyor musun? Sen nasıl bir kulsun ki, Rabbinin sana bu kadar nimetine rağmen bunca günahınla fütursuzca onun karşına çıkıp af diliyorsun”
Böyle bir durumla karşılaşan kardeşlerimize ilk tavsiyemiz kendisine vesvese veren melun şeytanın yüzüne eüzü besmele çekerek tükürmesi ve “ ey melun şeytan seni cennetten kovduran nedir?” sorusu ile onu başından def ederken şu ayet-i celileyi okumaktır:
وَالَّذ۪ينَ اِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً اَوْ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ ذَكَرُوا اللّٰهَ فَاسْتَغْفَرُوا لِذُنُوبِهِمْۖ وَمَنْ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ اِلَّا اللّٰهُۖ وَلَمْ يُصِرُّوا عَلٰى مَا فَعَلُوا وَهُمْ يَعْلَمُونَ
"Onlar ki, bir kötülük yaptıklarında ya da kendilerine zulmettiklerinde, Allah'ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tövbe-istiğfar ederler. Zaten günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde, bile bile ısrar etmezler." [4]
Bizler şunu anlayacağız ve tatbik edeceğiz ki, bir günahı başka bir günahla kapamayacağız. Öyle ki;
- Olurda nefsimize yenilip zinaya düştüysek onun pişmanlığı ile namazı bırakmayacağız!
- Kumar oynadık diye affedilmeyeceğiz düşüncesine kapılıp orucumuzu bozmayacağız!
- Hırsızlık yaptık diye daha fazla harama meyledip helalinden kazanmaktan vazgeçmeyeceğiz!
- Bir kimseye verdiğimiz zararın kul hakkıyla affedilme ihtimalinin zayıflığını düşünüp de helallik almaktan beri olmayacağız!
Şunu unutmayacağız ki, hepimizin hayatında hatırlamak dahi istemediğimiz günahlar, korkusundan titrediğimiz veballer, Rabbimizin rızasından çıktığımız büyük günahlarımız olsa dahi bizim onun kapısından başka gideceğimiz kapı ve de af dileyeceğimiz başka bir merci yok!
Artık ağırlıklarımızı sırtımızdan, vesveseleri aklımızdan, korkularımızı kalplerimizden atarak her şeyin sahibi olan, bizimde sahibimiz olan ve de bizi bizden daha iyi tanıyan Rabbimize dönmekten başka çaremiz yok!
Dün yok, bugün geçti, yarın ise bir muamma öyleyse; merhum Muhsin Yazıcıoğlu' nun da dediği gibi;
"Bir saniyesine bile hükmedemediğimiz, hakim olamadığımız bir dünya için bu kadar fırıldak olmanın anlamı yok!”
Rabbimiz bize rahmet kapılarını açarak şöyle sesleniyor:
قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذ۪ينَ اَسْرَفُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَم۪يعاًۜ اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ
“De ki: Ey nefislerine zulmeden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları affeder. Gerçekten O; Gafur'dur, Rahim'dir.” [5]
Gelin şuan, şu dakika itibari ile yaptığımız günahlara tövbe edip af dileyelim!
İçten bir yakarış, kalpten gelen bir özür, dilden dökülen acizane sözler ile gözyaşları ile diyelim ki; “ affet bizi Rabbim! Biz bilemedik ve yanıldık! Senin sözlerini göremedik! Sana aşk ile dönemedik! Var ettiklerinden korktuğumuz kadar senden korkmadık!
Ama ya Rabbi! Anladık ve bildik ki; sen yüceler yücesi, affın tek sahibi, yarattıklarına merhametli olan mevlamızsın! Kapına geldik kapından bizleri boş çevirme!
Bizleri bağışla, bize merhamet et! Çünkü sen affedenlerin ve de merhamet edenlerin en merhametlisisin!
[1] Müslim, Tevbe 9
[2] Buhârî, Deavât, 4
[3] Tirmizî, Kıyâme 49.
[4] Al-i İmran, 135
[5] Zümer 53