Güncel Vaazlar Kitabımız Satışta!
Güncel Vaazlar Kitabımız Satışta!
Güncel Vaazlar Kitabımız Satışta!
Güncel Vaazlar Kitabımız Satışta!

İSLAM’DA MİZAH ANLAYIŞI

Değerli Müminler:

Müslüman insanın şahsiyeti nasıl olmalı diye soracak olsak ne dersiniz?

Bu soruya Müslüman her hususta itidalli ve orta yolu tercih eden kimse olmalı cevabını vermek mümkündür. Ancak orta yol tabiri tarih boyunca tedbir amaçlı sözler ve fiiller sebebi ile mecrasından çıkarılarak katı ve ceberut bir görüntü veren bir anlayışa dönüşmüştür. Hâlbuki dinimiz İslam her konuda insanın hayatını kolaylaştırmak ve dünya hayatının içerisindeki zevklerinden helal şekilde faydalanıp ahret yurduna hazırlığı öngörmektedir.

Bu açıdan baktığımızda İslam’ın iman etmiş kimselere dünyanın güzelliklerinden faydalanıp, neşesinden pay almayı yasaklamış gibi bir algının oluşmasının yanlışlığından bahsetmek gereklidir.

İslam neşe veren aktiviteleri, şakayı, mizah’ı ve benzeri halleri yasaklamamış aksine peygamberimizin örnekliği ile bir zemine oturtturarak şeytanın yoluna girilmesine engel olunmuştur.

Ağlamak kadar gülmekte fıtri bir özelliktir. Nitekim Rabbimiz buna dikkat çekerek şöyle buyurmaktadır:

وَاَنَّهُ هُوَ اَضْحَكَ وَاَبْكٰىۙ وَاَنَّهُ هُوَ اَمَاتَ وَاَحْيَاۙ

“O’dur güldüren ve ağlatan; O’dur öldüren ve yaşatan.” [1]

Günümüzde toplumu ifsat etme araçlarından biri haline gelen mizah anlayışına bu açıdan bakarak İslam’ın ne kadar yerli yerinde bir inanç sistemi olduğunu anlamak biz Müslümanlar için imanımızın değerini anlamak açısından çok faydalı olacaktır.

İslam insanın iffetini, namusunu, ırkını, inancını koruma altına almış ve bu değerlerin zaafa uğramasına sebep olacak her türlü saldırıdan da onları korumuştur.

Ancak bugün geldiğimiz noktada stant up adı altında kendisini seyretmeye gelenlere küfür etmeyi veya küfürlü ve argo kelimelerle espri yapmayı mizah zannedenlerin oynadıkları oyunların ve filmlerin komedi adı altında pazarlanması insana verilen değerin ne kadar da ucuz olduğunu göstermektedir.

Bu olumsuz ortam topluma öylesine sirayet etmiş durumda ki, dini anlattığını söyleyen sözde hocaların bile bu tarz konuşmaları yapmaktan çekinmedikleri ve böylelikle büyük kalabalıklara ulaştıklarına üzülerek şahit olmaktayız.

Bu ahlaksızlık öylesine sıradan bir hale gelmiş durumda ki, birbirinin eşine dostuna sövmek şaka malzemesi haline dönüşmüş durumda. Hâlbuki Allah Resulünün bu konuda ki beyanı çok açıktır:

- “Bir kimsenin kendi anne-babasına sövmesi büyük günahlardandır” buyurmuştu. Ashâb-ı kirâm:

- Yâ Resûlallah! İnsan kendi ana babasına hiç söver mi? deyince:

- “Evet, tutar birinin babasına söver, o da onun babasına söver. Birinin anasına söver, o da onun anasına söver” buyurdu. [2]

Peki! Böylesine bir ortamda Müslüman hiç gülmeyecek mi? Sorusuna Allah Resulü ve sahabe efendilerimizin hayatından örnekler vererek Müslüman’ın nasıl tavır takınması gerektiğine değinmeye çalışalım!

Allah Resulü insanların eğlenmesine ve şaka yapmasına müsaade ettiği gibi, kendiside buna zaman zaman ortak olmuştur. Ancak o hiçbir zaman insanların aldatılmasına müsaade etmeyerek şöyle beyanda bulunmuştur:

“Yazık o adama ki insanları güldürmek için yalan söyler. Bilirler ki bu yalandır. Ama o onları güldürmek ister. Yazıklar olsun ona! Yazıklar olsun, yazıklar olsun!” [3]

 Allah Resulü s.a.v’ in yaptığı şaka ve esprilerde dikkate aldığı husus insanların küçük düşmemesi ve nüktedan bir ifade ile insanlara bir şey öğretmesi anlayışıdır.

Bu hususa riayet edilmesine dikkat edilmesini isteyen Allah Resulü s.a.v zaman zaman şaka yaptığında sahabe efendilerimiz:

Ey Allah Resulü, bizi yasaklıyorsun ama sen de bazen şaka yapıyorsun!” dediklerinde buyurdular ki, “Ben şaka yapsam da haktan başkasını söylemem.”

İşte tarihimizin en meşhur insanlarından olan Nasreddin hoca da bu tavrın bir mimarıdır. Boş ve anlamsız kelimelerle iç geçirttirerek vasfından uzaklaştırılan değil, yaratılışında ki hikmetleri güldürerek gösteren bir anlayış.

Allah Resulü s.a.v ‘ in bu hususta ki en bilinen rivayetin de ensardan yaşlı bir kadın ile arasında geçen şu konuşma mizah’ın nasıl yapılması ve ne amaç gütmesi gerektiğine en güzel örneklerden biridir:

Aişe annemiz anlatır: “Ensarlı yaşlı bir kadın geldi ve ey Allah’ın Rasulü, dua edin de ben de cennete girebileyim, dedi. Allah Resulü s.a.v de: “Yaşlı kadınlar cennete girmez” buyurdular. Kadıncağız ağlayarak döndü. Efendimiz de: “Yetişin ve deyin ki yaşlı kadın cennete yaşlı olarak girmez. Allah’ın şu ayetini bilmiyor musunuz: “Biz cennete girecek kadınları yeniden yaratacağız. Tap taze, bekâr ve zinde yaşlarında olacaklar” [4] buyurdular.

Şaka ve espride amaç insanları neşelendirmek ve hüznü gidermekse bunun yolu bir başkasını aşağılamak olmamalıdır. Maalesef günümüzde kendini komedyen diye ifade eden, ancak argo kelimeden başka kelime hazinesi olmayan, aklı dar bir alana sıkışıp, dili ile zina eden kimselerin insanlığa yarar sağlaması veya hüzünleri ortadan kaldırması mümkün olmadığı gibi, ağızları ile ortaya döktükleri şehvet kokan ifadelerle toplum hayatının ahlak dışı bir yaşama dönüşmesine önderlik yaptıkları tecrübeler ile sabittir.

İşim daha acı tarafı ise kendilerine hakaret edilmesinden zevk alan büyük toplulukların kendine, eşine veya dostuna yapılan hakaretlerden zevk almasıdır. Bu bir toplumun hayvani dürtülerle hareket edip, acıktığında yavrusunu yiyebilen vahşi bir içgüdü taşıdığını ortaya çıkarmaktadır.

İçerisinde cinsellik ve argo kelimelerden başka bir şey olmayan, toplumda hoş karşılanmayan tavırları espri aracı olarak kullanan kimselerin yaptıkları eserlerin milyonlarca kimse tarafından takip edilmesi ise toplumumuzun ne kadar da içi boş bir hale geldiğinin açık göstergesi olarak önümüzde durmaktadır.

Hâlbuki biz Müslümanız ve bizim için en güzel örnek Allah Resulünün tavrı ve sahabe efendilerimizin ona verdiği karşılıktır. İşte bu noktada birkaç örneğe bakmak İslam’ın mizah anlayışını anlamak açısından önem arz etmektedir:

Hastanın gönlünü hoş etmek:

Suheyb hasta idi, göz ağrısı çekiyordu. Allah Resulü, latife yaparak onun gönlünü hoş etmek istiyordu. Suheyb diyor ki ben hurma yiyordum. Efendimiz buyurdular ki, “Suheyb, hem gözün ağrıyor, hem de hurma yiyorsun?” Sanki gözümle yediğimi ima ediyordu. Ben de dedim ki, öbür yanımla yiyorum. Güldüler.

Çalışma azmini kamçılamak:

Allah Resulünün azatlı kölesi Sefine (kelime anlamı gemi demektir) diyor ki, bir yolculukta taşımam için verdikleri yük bana ağır geliyordu. Şikâyette bulundum. Efendimiz, latife yaparak, çıkınını yay bakalım, dedi. Herkes eşyasını ona doldurmaya başladı. “Hadi şimdi taşı, çünkü sen sefinesin (gemisin) ya!” Buyurdular. Vallahi bu latife üzerine bana iki üç deve yükü yükleselerdi bile vız gelirdi.

İnsanları eksikliklerini tedavi etmek:

Zahir, çölde yaşayan Müslümanlardandır. Çölden Hz. Muhammed (a.s.v)'in siparişlerini getirir ve Hz. Muhammed (a.s.v) de onun şehirden yaptığı alışverişine yardımcı olur. Aralarındaki ilişkinin bu boyutuna dikkat çekerek:

"Zahir bizim çölümüzdür, biz de onun şehriyiz." der.

Fakat Zahir'in ciddi bir sorunu vardır. Doğuştan gelen bazı fizyonomik kusurları nedeniyle insanlar arasında görünmek istememekte, mecburen topluma karıştığı zamanlarda ise "Herkes bana bakıyor!" kompleksi ile ezilmekte, sıkıntı çekmektedir. Hz. Muhammed (a.s.v) de Zahir'in bu sorununun farkındadır. Ve bir gün onu rahatlatmanın fırsatını da yakalar.

Zahir, Medine çarşısının en kalabalık olduğu bir saatte alışveriş yapmaktadır. Hz. Muhammed (a.s.v) sessizce arkasından sokulur, elleriyle Zahir'in gözlerini yumarak bedenini kendisine çeker. Kendisine bu şakayı yapanın, kokusundan Hz. Muhammed (a.s.v) olduğunu tanıyan Zahir ise, duyduğu mutluluktan adeta kendinden geçmiş olarak bütün vücuduyla Hz. Muhammed (a.s.v)'e yaslanır. Peygamberlerinin o güne kadar hiç kimseye bu denli mesafesiz davranmadığını bilen Müslümanlar hayretten büyüyen gözlerle etrafına yığılırlar. Hz. Muhammed (a.s.v) tebessümle seslenir:

"Bir kölem var. Satıyorum. Onu benden kim alır?"

Zahir bir yandan yaşadığı sürpriz iltifatın şokuyla, diğer yandan ise ömrü boyunca bütün bilincini doldurmuş olan o kompleksin etkisiyle, peygamberinin şakasına biraz acılık karışmış bir şakayla cevap verir.

"Yemin olsun ki ey Allah'ın Elçisi, beş para etmez bir köleyi satmaya çalışıyorsun."

İşte Hz. Muhammed (a.s.v)'in beklediği fırsatta budur. "Herkes bana bakıyor" kompleksinin sahibine "herkes" in içinde öyle bir tedavi uygulayacaktır ki, o andan itibaren Zahir, hiç kimse karşısında en küçük bir sıkıntı hissetmeden, rahat ve başı dik olarak yaşayacaktır. Bu tam taşı gediğine koyma fırsatıdır. Hz. Muhammed (a.s.v) o anda şakayı keser. Ciddileşir. Zahir'i göstererek ve kendilerini sarmış olan kalabalığa seslenerek:

"Hayır; andolsun ki Allah ve Allah'ın Elçisi katında senin değerine paha biçilmez!"der.

O gün Zahir'in, hayatının bayram günüdür.[5]

Allah Resulü s.a.v gibi sahabe efendilerimizde Allah Resulüne şaka yaparlardı:

Şaka dendiğinde ilk akla gelen sahabî Muhtemelen Nuayman’dır. O çok anlamlı nükteler ve şakalar yapan birisi idi.

Medine’ye ne zaman turfanda bir yiyecek gelse ondan bir miktar satın alır, Resulüllah’a getirir ve “Buyur,ya Resulullah, bu size hediyemdir” derdi. Ardından satıcı parasını almaya gelince de, “Ey Allah’ın Rasulü, lütfen borcunuzu öder misiniz” der ve isterdi. Efendimiz, “Nuayman, sen onu hediye olarak vermedin mi?” diye sorduğunda, “Ey Allahın Resulü, ödeyecek param yok. Onu senin yemeni istedim, sana getirdim. Şimdi de lütfen parasını ver” derdi. Efendimiz de güler ve bedeli öderdi.

Onun meşhur bir şakası da şudur:

 Resulullah’ın vefatından bir yıl kadar önce Hz. Ebubekir Nuayman ve Selît b. Harmele ile beraber ticaret amacıyla Basra’ya giderler. Selit yolda yemekten sorumlu olanlarıdır. Bir süre sonra Nuayman Selit’ten yemek ister. Selit de bu talebi, “Hayır, Ebubekir gelmeden asla!” diyerek reddeder. Nuayman, “Ben de sana yapacağımı yapayım da gör!” der. Bir topluluğa uğrarlar. Nuayman onlara, “Benim bir kölem var, alır mısınız?” diye sorar. Ama der Nuayman, o size de muhtemelen şöyle söyleyecektir: Ben köle değilim, ben onun kuzeniyim. Böyle derse vazgeçtik demeyecek ve sözleşmeyi bozmayacaksınız. Tamam, derler, onun sözüne aldırmayacağız. Anlaşırlar ve Selit’i on genç deve yavrusu karşılığı satın alırlar. Selit olanlardan habersiz, onlar Selit’i almaya gelince gitmemekte direnir. Onlar da bir sarık bezini boynuna bağlayarak çekmeye başlarlar. Selit: “O sizinle şaka yapmıştır, ben köle değilim” derse de onlar: “Biz senin bu numaranı biliyoruz, kanmayız.” diyerek sürükleyip götürürler. Hz. Ebubekir geldiğinde durumu öğrenir, hemen koşar ve adamları yetişerek: “Yapmayın, Nuayman şakacı birisidir, size şaka yapmıştır” diyerek onları ikna eder. Deve yavrularını iade ederek Selit’i alıp getirir. Döndüklerinde durumu Hz. Peygambere anlatırlar. O da ashabı da uzun süre gülerler.

Çekirdekleri çıkarmadan yemişsin ey Ali:

Hz. Ali (r.a) ile beraber kahvaltı etmektedirler. Hz. Muhammed (a.s.v) yüzünde bir gülümseme... Hissettirmeden, yediği zeytinlerin çekirdeklerini Hz. Ali (r.a)'in önüne yığar... Sonunda Hz. Ali (r.a)'ye önündeki zeytin çekirdeklerini göstererek;

"Ey Ali, ne kadar da çok zeytin yemişsin?.." der.

Hz. Ali (r.a), görünümü son derece ciddi, cevap verir.

"Evet, ey Allah'ın Elçisi! Fakat siz de çekirdekleriyle beraber yemişsiniz. Baksanıza önünüzde hiç çekirdek yok.

Bu ve benzeri örneklerde bizlere göstermektedir ki, İslam şakalaşmayı, espri yapmayı ve eğlenmeyi değil, bunların kötü ve çirkin işlere yol açmasını yasaklamaktadır. Bu noktada biz Müslümanlara düşen İslam’ın öngördüğü tavrı takınmak ve bizi batıla ve şeytana kaydıracak söz ve davranışlardan uzak durmak zorunda olduğumuz gerçeğidir.

Eğer ki Müslüman olduğunu söyleyen kimseler, kişileri aşağılayan ve argo ile eğlendiren kimseleri ön plana çıkaran tavrın içinde yer alırsalar bilsinler ki onların varacakları yer de onlar gibi cehennem azabı olacaktır.

Rabbim bize çizilen sınırlara riayet eden kullarından olabilmeyi  nasip eylesin!

Rabbin rızasına aykırı hareket etmekten bizleri muhafaza eylesin!

 

 

 

 

 


[1] Necm, 43-44

[2] Müslim, Îmân 146. Ayrıca bk. Tirmizî, Birr 4

[3] Ebu Davud 4338, Tirmizî 2237

[4] İmam-ı Tirmizi, Şemail-i Şerif, s.258.

[5] Yrd. Doç. Dr. Abdullah Özbek, Bir Eğitimci Olarak Hazreti Muhammed, s.69; İmam-ı Tirmizi, Şemail-i Şerif, s.257.

Dosyalar

İSLAMDA MİZAH ANLAYIŞI
Facebook Sayfamız
Facebook Sayfamız

Bu yazıyı paylaş