Facebook sayfamız
Facebook sayfamız
Facebook sayfamız
Facebook sayfamız

29.DERS | RECİ VE BiR-İ MAUNE FACİALARI

İslamiyet cahiliye ile yoğrulan toplumları güzel ahlaka ve adalete yönlendiren, kötülükleri iyiliklere tevdi eden ilahi bir dindir.

Cahiliye toplumu olan Arap toplumu kan dökmeyi, yağma yapmayı, zulmetmeyi kendine adet edinmiş bir toplumdu.

İslam ise bunları yasaklıyor yerine adaleti, iyiliği, helal kazanmayı, komşuluk haklarına riayet etmeyi emrediyordu.

Hayatları kötülük üzerine kurulan Arap toplumunun birçok kabilesi bu sebeple İslam’a karşı çıkıyordu.

Uhud harbinden sonra Müslümanların zayıfladığını düşünen kabileler Medine’ye saldırmak için fırsat kolluyordu.

Bu durumu önlemek adına Allah Resulü s.a.v tedbirler alıyor, baş kaldırmak isteyenlere karşı hemen hücuma geçilerek büyük bir saldırı için imkân bulmamaları için tedbir alıyordu.

Bunlardan ilki Ebu Seleme müfrezesidir.

Hicret’in 4 yılı Muharrem ayında Beni Esed’den Hüveylitoğulları’nın Medine’ye saldırma ve yağma yapma planlarından haberdar olunmuştu. Bunun üzerine Ebu Seleme komutasında 150 kişilik bir ordu çıkarılmıştı.

Bunlar gece ilerliyor, gündüz saklanıyorlardı. Allah Resulü s.a.v böyle emir buyurmuştu. Bu şekilde yol alarak düşmanın kendilerini fark etmeleri imkanı bulamadıklarından gizlice inlerine girdiler ve onları yok ettiler.

Bu sefer düşmanlara iyi bir gözdağı olmuştu.

Yine Lihyan kabilelerinden Halid Bin Süfyan’ın Medine’ye saldırma hazırlığında olduğunun haberi alınınca Peygamber s.a.v Abdullah İbni Üneys’i haberin doğruluğunu öğrenmek için gönderdi. Abdullah Halid’in ağzından olayı doğrulayınca bir fırsatını bulup onu öldürdü.

Medine’yi saldırılarla alamayacağını anlayan müşrikler en adi şekilde bir plana başvurdular. Hicret’in 4 yılı Safer ayında Adl ve Karre kabilelerinden gelen kişiler Peygamberden İslam’ı öğrenmek için muallimler istediler.

Bu istek üzerine Allah Resulü s.a.v’ de Asım Bin Sabit ile beraber  10 kişi gönderdi.

Muallimler Mekke ile Askan arasında Reci kuyuları diye geçen mevkiye geldiklerinde ihanete uğradıklarını anladılar.

Bu kişiler muallimleri Halid Bin Süfyan’ın kabilesi olan Lihyanlılara teslim ettiler.

Muallimler ihaneti anladıklarında etraflarını 200 kişilik bir ekip sarınca dağa sığınıp mücadele etilerse de 7 kişi oracıkta şehit düştü.

Diğer üçüne teslim olursalar kendilerine bir şey yapmayacakları sözüne rağmen kaçmaya çalışan sahabe efendimizi taş fırlatılarak şehit ettiler.

Geriye kalan Hubeyb ve Zeyd r.a  ise Mekke’ye getirilip satıldı.

Şehit olan sahabe efendilerimizden Asım Bin Sabit r.a’ın şehit edilişi dikkat çekicidir.

Asım ok atmakta maharet sahibi idi. Bu yüzden Ashab arasında “Resülullah (s.a.)’ın okçusu” diye de anılırdı. Bedir Gazvesinden önce, bir gece Resül-i Ekrem (s.a.) Efendimiz ashabıyla oturuyordu. Ashabına, nasıl harp edileceğini ve harpte takip edilecek usulleri sordu. Asım (r.a.) eline yayını ve okunu alarak yerinden kalktı, meydana çıktı ve: “Ya Resülullah! Düşman iki yüz zira’ mesafede olursa ok atarak savaşırız. Yaklaştıklarında mızraklarımızla dövüşürüz. Mızraklarımız kırılırsa, kılıçlarımızı çeker, sıyırır göğüs göğüse çarpışırız.” diyerek bir gösteri yaptı.

Onun bu kahramanca davranışları Resül-i Ekrem (s.a.) Efendimizin çok hoşuna gitti ve duygularını şöyle dile getirdi: “İşte harp böyle olur!.. Kim düşmanla karşılaşırsa Asım gibi savaşsın. Harbin icabı budur. Bu tarzda çarpışılması lazımdır. Çarpışan ve vuruşan Asım gibi çarpışsın…” buyurarak ona iltifat etti.

O, Bedir günü Kureyş’in elebaşlarından Ukbe Bin Ebî Muayt’ı öldürdü. Bu azılı müşrik, Mekke’de Sevgili Peygamberimiz’e çok işkenceler yapmış, hatta boğmaya teşebbüs etmişti. Efendimizin hicretinde de öfkesini, kinini şu beyitlerle ortaya koymuştu. “Ey Kusva adındaki devenin binicisi, hicret edip bizden uzaklaştın. Fakat pek yakında beni atlı olarak karşında göreceksin. Mızrağımı kanınızla sulayacağım. Kılıçla parçalayacağım.”

Bu azılı kafir Bedir günü Kureyş’in yenildiğini görünce atını sürüp kaçmak istedi. Asım Bin Sabit (r.a.) ona doğru hücum etti ve bir hamlede canını cehenneme gönderdi.

O, Uhud günü de Resülullah (s.a.) Efendimizin yanından hiç ayrılmadı. Müşriklerin sancaktarı Müsafi İbni Talha ile kardeşi Haris İbni Talha’yı ok ile öldürdü. Bunların annesi azılı müşrik kadınlarından Sülafe binti Sa’d idi. Asım Bin Sabit (r.a.)’in başını kendisine getirene yüz deve vermeyi va’d etti. Ayrıca onun kafatasında şarap içmeye yemin etti. Fakat o kahramanın koruyucusu Allah’tı. Onu o kirli ellere teslim etmedi.

Uhud savaşından sonra Adal ve Kare kabileleri Resül-i Ekrem (s.a.) Efendimize gelerek İslam’ı öğretmek üzere muallimler istemişlerdi. Sevgili Peygamberimiz de hem onların isteğine cevap vermek hem de Kureyş müşriklerinin ne yaptıklarını, yeni bir hücum hazırlığı içinde olup olmadıklarını öğrenmek üzere on kişilik bir heyet hazırladı. Asım Bin Sabit (r.a.) bu heyetin başkanı idi. Medine-i Münevvere’den yola çıkan heyet geceleri yol alıyor gündüzleri hem dinleniyor hem de gizlenmiş oluyordu. Reci’ denilen mevkiye gelince bir su başında Medine’den getirdikleri hurmaları yediler. Çekirdeklerini de oraya attılar ve dağa doğru çıktılar.

ASIM’IN DUASI

Su başına gelen bir çoban buraya Medineliler’den bir gelen olduğunu hurma çekirdeklerinden anladı ve Huzeyl kabilesine durumu bildirdi. Huzeyl kabilesinden Lihyanoğulları derhal iki yüz kadar okçu ile o dağın etrafını sardı. Onları çembere aldı. Onlara: “Kesin söz veriyoruz. Sizleri öldürmek istemiyoruz.” dediler. Fakat müşrikin sözüne ne kadar güvenilirdi. O yiğit mücahitler kendi aralarında istişare etti ve savaşmaya karar verdiler. Asım (r.a.) fikrini şöyle açıkladı: “Ben bir müşriğin sözüne güvenemem. Hiçbir zaman da onların sözüne inanmadım. Onların himayesine de girmedim. Onlara teslim olmam.“dedi. Ellerini açtı ve: “Allah’ım Peygamberini durumumuzdan haberdar et. “diyerek dua etti. Sadağındaki okları atmaya başladı. Her attığı ok ile bir müşriki yere serdi. Okları bitince mızrağı ile hücum etti ve bir çoğunu delik deşik etti. Mızrağı kırıldı. Hemen kılıcını kınından sıyırıp hücuma geçti. Bir taraftan kılıç sallıyor bir taraftan da şu duayı yapıyordu:

“Allah’ım bugüne kadar senin dinini muhafaza etim. Sen de bugün benim vücudumu müşriklere teslim olmaktan koru.”diye niyazda bulundu.

Ne gür iman!.. Ne izzet!.. Ne şahsiyet!.. Allah’ım bizleri de gür imanlı ve müstakim şahsiyetli et!..

ARILARIN KORUDUĞU ŞEHİT!

İki yüz kişiye karşı bu on mücahit öylesine çarpıştı ki, yedisi şehit oldu. Üçü esir olarak KureyşIilerin eline düştü. Lihyanoğulları Asım İbni Sabit (r.a.)’ın başını keserek Sülafe’ye satmak istediler. Fakat Asım (r.a.) duası hürmetine Allah Teala cesedine müşrik eli değdirmedi ve onlara teslim etmedi. Bir arı sürüsü bulut gibi geldi ve cesedini korudu. Müşrikler yaklaşmak istedikçe arıların hücumuna uğradılar. Sonunda aciz kalıp; “Bırakın akşam olunca arılar dağılır, biz de başını keseriz” diye kendilerini teselli ettiler ve dağıldılar. Akşam olunca yokları var eden Allah Teala ve Tekaddes Hazretleri hiç yoktan bir yağmur yağdırdı. Her tarafı sel alıp götürdü. O yüce şehidin cesedi de ortadan kayboldu. Müşrikler ne kadar aradıysa da bulamadılar. Bunun için o: “Arıların koruduğu şehit.” diye anılır oldu.

Bedir’de öldürülen Ümeyye Bin Halef’in öcünü almak için oğlu Safyan Bin Ümeyye Zeyd'i satın aldı.

Niyeti onu törenle öldürüp zevk almaktı.

Ebu SüfyanZeyd’e sordu:

-Şimdi senin yerinde Muhammed olsa ve senin yerini öldürülse memnun olmaz mısın?

Zeyd:

-ben öleyim de Allah resulünün ayağını bir diken bile batmasın.

Bu cevap Ebu Süfyan’ı şunu söylemeye itti:

-Muhammed'in ashabı gibi seven bir topluluk görmedim.

Hubeyb ise bir süre hapiste bekletildikten sonra Hars Bin Amir'in yerine öldürülmek istendiğinde iki rekat namaz kılmak için izin istedi.

Namazdan sonra Hubeyb:

-Eğer ki ölümden korktu da namazı uzattı demeyeceğinizi bilseydim daha uzun kılardım ancak Müslüman olarak ve Müslümanlık uğruna öldükten sonra ne suretle ölürsem öleyim ehemmiyet vermem.

Bu facia ile aynı ay içinde bir başka ihanet ortaya çıkıyordu.

Kilab kabilesinden Ebu Bera kabilesine İslam'ı öğretmek için muallimler istedi.

Allah Resulü endişelerini belirttiğinde Ebu Bera kati bir garanti verdi.

Peygamber Ebu Bera’nın nüfusuna güvenerek suffa ehlinden mümin ve muvahhid 70 civarında muallimi kilab kabilesine gönderdi.

Allah için yola çıkan bu güzel insanlar Beni Amir hududunda Bir-i mauna kuyularına vardıklarında orada mola verdiler.

İçlerinden Haram Bin Milhan’ı Allah Resulünün mektubu ile Amir Bin Tufeyl’e gönderdiler.

Amir Haram’ı öldürdü ve etrafındaki kişilere haber göndererek adam topladı ve gelen muallimleri öldürdü. Sadece içlerinden Amir Bin Umeyeyi sağ bıraktı.

Bunu yaparken de sebep olarak şunu belirtti:

Anam bir köle azad etmeyi murad etmişti seni onun için sağ bırakıyorum diyerek aptalca inançlarını ortaya koydu.

Burada şu hususun altını çizmek gerekir ki, muallimleri isteyen Ebu Bera isteğinde samimi idiyse de kabilesinin böyle adice bir şey yapacağı kestiremedi.

Amir Bin Ümeyye Medine’ye dönerken arkadaşlarını katleden kabileden olduklarını zannettiği iki kişiyi öldürdü.

Öldürülenlerin Müslümanlarla iyi ilişkileri olan Beni Amir kabilesinden olduğu anlaşılınca peygamber diyetlerini vererek adaleti tesis etti.

Bu olay üzerine Allah resulü 1 ay boyunca her sabah namazının sonunda bu zulmü yapanlara beddua etti.

Bu olaylar Müslümanlara karşı harekete geçmek isteyenleri daha da yüreklendirdi.

Rabbim bizleri bu ve benzeri ihanetlerden muhafaza eylesin!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dosyalar

29. DERS RECİ VE BiR-İ MAUNE FACİALARI
Facebook Sayfamız
Facebook Sayfamız

Bu yazıyı paylaş