Facebook sayfamız
Facebook sayfamız
Facebook sayfamız
Facebook sayfamız

EŞKİYADAN SAHABE ÇIKARAN YANGIN

Değerli kardeşlerim:

İnsanı aklı ile yaratılmışların en üstünü kılan Allah c.c kullarına bahşettiği aklı kullanmaları yönüyle insanı değerlendirmeye tabi tutmuş ve şöyle buyurmuştur:

اَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُؕ اَفَاَنْتَ تَكُونُ عَلَيْهِ وَكٖيلاًۙ

“Bayağı arzularını tanrılaştıran kişiyi gördün mü? Şimdi sen, bu adamı da doğru yola getirmekle yükümlü olabilir misin?”

اَمْ تَحْسَبُ اَنَّ اَكْثَرَهُمْ يَسْمَعُونَ اَوْ يَعْقِلُونَؕ اِنْ هُمْ اِلَّا كَالْاَنْـعَامِ بَلْ هُمْ اَضَلُّ سَبٖيلاً

“Yoksa sen, onların büyük çoğunluğunun gerçekten senin davetine kulak verdiklerini yahut doğru dürüst düşündüklerini mi sanıyorsun? Aksine onlar, başka değil, bir hayvan sürüsü gibidirler, hatta tuttukları yol bakımından daha da sapkındırlar.” [1]

Kendisini var eden Rabbini bilmeyen kimseleri yol olarak hayvandan daha aşağı gören Rabbimiz Allah Resulü s.a.v in dili ile kendisine iman edenleri de şöyle değerlendirmektedir:

“Müminin hali ne hoş! Bütün işlerinde hayır ve kazanç vardır. Bu hal başkasına değil, sadece mümine aittir. Sevindirici bir hale (nimete) erdiğinde şükreder ve hayır elde eder. Bir sıkıntıya düştüğünde sabreder ve ondan da hayır elde eder.” [2]

Allah Resulü s.a.v’ in ifade ettiği mümine en güzel örnek, eşkıyalıktan Allah Resulünün yol arkadaşlığına giden yolun yolcusu olan Ebu Zer el-Gıfari’nin hayatıdır.

Ebu Zer el-Gıfari haram aylarda bile baskın yapmaktan, yağmacılıktan ve yol kesmekten çekinmeyen Gıfâr kabilesine mensuptur. Müslüman olmadan önce Ebû Zerr‘in de yol kesip yağmacılık yaptığı, hatta kabilesinin en atılgan ve gözü pek yağmacılarından olduğu nakledilir.

Ancak Gıfâr halkı gibi putlara tapmaz, onlardan nefret ederdi. Bizzat belirttiğine göre İslâmiyet’i kabul etmeden iki üç yıl önce Allah’a ibadet etmeye başlamış ve Hanîfler’le yakın ilişki içinde olmuştur. Ebû Zer, Mekke’de Hz. Peygamber’in bir olan Allah’a inanmaya davet ettiğini duyunca oraya gitmiş ve birçok güçlükten sonra Allah Resulü s.a.v’i bularak Müslüman olmuştur.

Yine kendisinden nakledildiğine göre Hz. Peygamber Gıfâr kabilesinden birinin gelip Müslüman olmasına hayret etmiş, Allah Teâlâ’nın dilediğine hidayet nasip edeceğini söylemiştir. [3]

Bedevilerden ilk Müslüman olma şerefine nail olan Ebû Zerr’in dördüncü veya beşinci kişi olarak İslâmiyet’i kabul etmiş meşhur sahabeler arasında yer almaktadır.

O eşkıyalık yaparken ki, cesaret ve atılganlığını İslam ile şereflendiğinde de devam ettirmiş Kâbe’nin yanına giderek Müslümanlığını ilân etmiştir. Bu sebeple müşrikler tarafından kıyasıya dövülen Ebû Zer’ i Hz. Abbas öldürülmekten kurtarmış ancak ertesi gün yine aynı yerde Müslüman olduğunu söylemekten çekinmemiştir.

Bunun üzerine Hz. Peygamber onu, kabilesinin halkını İslâmiyet’e davet etmek üzere geri göndermiş ve çağrılmadıkça Mekke’ye gelmemesini istemiştir.

Ebû Zer aldığı emri aynen uygulamış ve gayretleri sayesinde kabile halkının yarısı İslâmiyet’i kabul etmiştir. Bu dönemde onun Kureyş kervanlarına baskınlar düzenlediği, bunlardan kelime-i şehdet getirenlere mallarını geri verdiği, ele geçirdiği ganimetleri kabilesinden sadece Müslüman olanlara dağıttığı rivayet edilmektedir. [4]

Uhud savaşına kadar kabilesinin yanında kalan Ebu Zer r.a sonrasında Medine’ ye gelmiş ve ashâb-ı Suffe ile beraber Mescid-i Nebevî’de yatıp kalkmaya başlamıştır.

Her fırsatta Hz. Peygamber’in yanında ve hizmetinde bulunmuş Hatta ashâb-ı Suffe akşam yemeklerinde zengin sahabelerin evlerine dağıtıldığı zaman bile o hep Resûl-i Ekrem’in evine misafir olmuştur. [5]

Bir ara her nefis taşıyanın arzu ettiği gibi makam arzusuna kapılmış ve Allah Resulü s.a.v’ den kendisine yöneticilik vermesini istediğinde Allah Resulü s.a.v’in ona cevabı şöyle olmuştur:

عن أبي ذر رضي الله عنه قال: قُلتُ: يَا رسُولَ الله، أَلاَ تَسْتَعْمِلُنِي؟ فَضَرَبَ بِيَدِهِ عَلَى مَنْكِبِي، ثُمَّ قَالَ: «يَا أَبَا ذَرٍّ، إِنَّكَ ضَعِيفٌ، وَإِنَّهَا أَمَانَةٌ، وَإِنَّهَا يَوْمَ القِيَامَةِ خِزيٌ وَنَدَامَةٌ، إِلاَّ مَنْ أَخَذَهَا بِحَقِّهَا، وَأَدَّى الَّذِي عَلَيهِ فِيهَا»

Ebû Zer -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: “Ey Allah'ın Rasûlü! Beni memur tayin etmez misin?" dedim. Bu sözüm üzerine, elini omzuma vurdu ve sonra da: “Ey Ebu Zer, görüyorum ki sen zayıfsın. O (yönetim sorumluluğu) ise, bir emanettir. O, onu (yönetimi) hakkıyla alan ve o hususta üzerinde olanı yerine getiren kimse dışında, kıyamet günü utanç ve pişmanlıktır.” [6]

O günden sonra Ebû Zer ölünceye kadar hiçbir devlet görevine talip olmamış, verilen görevleri de kabul etmemiştir. Mekke fethinde ve Huneyn Gazvesi’nde kendi kabilesinin sancağını taşıdı. Hz. Peygamber onun hep yanında bulunmasını ister ve bazı konularda görüşünü alırdı. Resûl-i Ekrem son hastalığı sırasında da Ebû Zerr’i yanına çağırtmış ve kendisini kucaklamış ve böylelikle onun yanındaki değerini ortaya koymuştu.

Şimdi bizler layık olmadığımız halde en küçük koltuğu bile alma hevesi ile yanıp tutuşuyoruz ve ona giden yolda her şeyi mubah görüyoruz. Hâlbuki mükâfatı sadece Allah’ tan bekleyenin sesi gür, boynu dik olduğunu unutuyoruz.

Hani bir atasözü vardır ya; “Kurda, neden boynun kalın? demişler; işimi kendim görürüm de ondan, demiş.”

Evet! Doğruyu söylemenin ve uygulamanın dünyada ağır bedelleri vardır ancak ahrette de büyük mükâfatları vardır.

Ebu Zer r.a Müslüman olduktan sonraki hayatında paraya tamah etmemiş, iaşesi kadar kazanmış, fazlasını Allah yolunda harcamış bir kimse olarak karşısında kim olursa olsun doğru ve hak olanı söylemeye çalışmış bir kimse olarak Allah Resulü s.a.v’ in şu methine mazhar olmuştur.

 “Gökkubbenin altında ve yeryüzünün üstünde Ebû Zer’den daha doğru sözlü kimse yoktur” [7]

Ebu Zer r.a Suriye’de bulunduğu sıralarda Muâviye r.a’nin bazı harcamalarını ve Müslümanların ihtiyaç fazlası mallarını Allah yolunda sarf etmeyip biriktirmelerini şiddetle eleştirmiş, eleştirileri bilhassa fakir halk ile yönetime muhalif kimseler arasında ilgi görünce hem yönetim hem de zenginler aleyhine bir hareketin başlamasına sebep olmuştur.                                                                                        Ebu Zer ile Muaviye arasında geçen şu meşhur diyalog birçoğumuzun duyduğu bir hadisedir. O meşhur olay nasıl cereyan etti diye baktığımızda şu ibretliklik konuşmaya şahit oluruz:

“Ebu Zer’ e kendisine Şam’da görkemli bir Yeşil Saray inşa eden Hz. Muaviye sorar:

“Sarayımı nasıl buldun?”

Hz. Ebu Zer:

“Ey Muaviye! Eğer bu sarayı kendi paranla yaptırdıysan israftır. Eğer halkın parasıyla yaptırdıysan ihanettir ve haramdır. Kul hakkına girer. Bunu ancak firavunlar yapar” der.

Bunun üzerine Suriye Valisi Muâviye ile araları açıldı ve Muâviye halkın onunla konuşmasını yasakladı ve kendisini ileri gelen bazı sahabelere şikâyet etti. Bu tedbirlerden bir sonuç alamayınca durumu Hz. Osman’a bildirdi. Hz. Osman Ebû Zerr’i Medine’ye çağırıp uyarmasına rağmen görüşlerini açıklamaktan orada da vazgeçmemesi üzerine Rebeze’ye gidip orada yaşaması uygun görüldü ve orada vefat etti.

Vefat ettiğinde aynı Musab Bin Umeyr r.a gibi bedenini saracak bir elbisesi olmayan bu güzel sahabeyi Abdullah İbni Mesud r.a yıkayıp, cenazesini kıldı.

Hz. Peygamber’in onun hakkında, “Ebû Zer yeryüzünde Îsâ b. Meryem’in zühdüyle yürür” [8] buyurmuştur.

İslam kendine tabi olanları nasıl güzelleştirdiğine güzel bir örnek olarak Ebu Zer r.a’dan bahsettik. Bugün de Ebu Zer gibi doğruları söyleyecek kimselere ne kadar da çok ihtiyacımız var değil mi?

Acaba ahret için ne yaptık sorusunu kendine sormayıp makam, şan, şöhret, servet peşinde hayatını heba edenlere bunu hatırlatacak kimseler olsa hayat daha güzel olmaz mıydı?

Hâlbuki dünya dediğin bir kapısından girip diğer kapısından çıktığımız iki kapılı bir han değil mi?

Acaba daha nereye kadar dünya için ahret hayatındaki yurdumuzu heba etmeye devam edeceğiz?

Rabbim bu sorulara cevap arayan kullardan olabilmeyi bize nasip eylesin!

Rabbin Ebu Zer r.a’a rahmet eylesin ve bize de onun yolundan gidecek iradeyi nasip eylesin!

 

 


[1] Furkan 43 - 44

[2] Müslim, Sahih, Zühd 64

[3] İbn Sa‘d, IV, 223

[4] İbn Sa‘d, IV, 222, 224

[5] İbnü’l-Cevzî, Telbîsü İblîs, s. 173

[6] Müslim, “İmâre”, 16-17

[7] Tirmizî, “Menâḳıb”, 35; İbn Mâce, “Muḳaddime”, 11

[8] Tirmizî, “Menâḳıb”, 35.

Dosyalar

EŞKİYADAN SAHABE ÇIKARAN YANGIN
Facebook Sayfamız
Facebook Sayfamız

Bu yazıyı paylaş