Güncel Vaazlar Kitabımız Satışta!
Güncel Vaazlar Kitabımız Satışta!
Güncel Vaazlar Kitabımız Satışta!
Güncel Vaazlar Kitabımız Satışta!

TAĞUT KAVRAMINI DOĞRU ANLAMAK!

Değerli Müslümanlar:

Bizler Müslüman olduğumuzu söylüyoruz ancak neye inanıyoruz ve inandığımız hususta ne kadar bilgi sahibiyiz meselesi hepimizin kendine sorması gereken en önemli soruların başında gelmektedir.

Zira biz İslam’a girişin anahtarı olan kelime-i tevhid’i bile anlama hususunda zafiyet yaşıyoruz. O tevhid ki, Rabbimizi birlemeden önce bütün ilahları reddetmeyi öngörür.

Peki! Ama bizler kalbimizdeki putları kırabiliyor muyuz?

Bu soruya cevap aradığımız da karşımıza türlü türlü değişik cevaplar ve kafa karıştıran ibareler çıkıyor. Hâlbuki Rabbimiz “ biz size apaçık bir kuran indirdik” dediği halde bu kafa karışıklıkları niçin çıkıyor diye biraz araştırma yaptığımızda karşımıza iki açık düşman ve bu düşmanları yöneten asıl düşman ortaya çıkıyor.

Bu düşmanların açık olanları kâfirler ve münafıklarken, onların fikirlerinin zeminini hazırlayan asıl düşman olarak şeytanı görüyoruz.

Bizler zannediyoruz ki, bu düşmanlar bizi her zaman Allah’a isyan bayrağı altında savaş açarlar. O şeytan öyle deneyimli bir melundur ki, sizi kendi silahınızla vururken, size sizden daha fazla İslam’ı anlatıyormuş gibi yapar veya yaptırır.

İşte bu silahların günümüzde en etkili başlıklarından biri “ Tağut “ meselesidir.

Tağut nedir başlığı altında çok uzun açıklamalar yapılabilir ancak en kısa ve anlaşılır tanımı şöyle yapılabilir:

“İnsanı kendini var eden Rabbinden ve hükümlerinden alı koyan sistem ve uygulamaların tamamı tağutu temsil eder”

Burada sorulması gereken soru ise şudur: Bir Müslüman ne yaparsa tağuta hizmet edip bir parçası olur?

Bu soruya makul cevaplar verilemediğinden ve Müslümanları saptırmak isteyen şeytani odakların finanse ettiği oluşumların ortaya koydukları düşünceyi çok güzel modifiye edip süslediklerinden bir çok İslam ülkesinde ve bizim ülkemizde insanlarımız bu malum yapıların kontrolüne girerek önüne geleni tekfir ederek herkesi kâfir ilan etmektedirler. Yetmezmiş gibi ayetleri nüzul sepelerinden sıyırarak manasını bozma yolu ile de kendilerine uyanları dünyanın başına bela olan Siyonist çetenin mimarlarına hizmet ettiriyorlar. Bunun adına da cihad diyorlar.

Peki! Ama cihad ettiğini zanneden bu kimseler acaba ne yaptıklarını gerçekten farkındalar mı?

Bu gibi zihni bulanmış ancak iyi kurulmuş kimselerle karşılaştığımızda hemen Rabbimizin şu beyanı ile karşımıza çıkıyorlar:

اِنَّٓا اَنْزَلْنَا التَّوْرٰيةَ ف۪يهَا هُدًى وَنُورٌۚ| يَحْكُمُ بِهَا النَّبِيُّونَ الَّذ۪ينَ اَسْلَمُوا لِلَّذ۪ينَ هَادُوا وَالرَّبَّانِيُّونَ وَالْاَحْبَارُ بِمَا اسْتُحْفِظُوا مِنْ كِتَابِ اللّٰهِ| وَكَانُوا عَلَيْهِ شُهَدَٓاءَۚ| فَلَا تَخْشَوُا النَّاسَ وَاخْشَوْنِ | وَلَا تَشْتَرُوا بِاٰيَات۪ي ثَمَنًا قَل۪يلًاۜ | وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ

İçinde doğru yolu gösteren ve gerçekleri aydınlatan âyetler bulunan Tevrat’ı şüphesiz biz indirdik. Allah’a teslim olmuş peygamberler, müçtehitler ve diğer âlimler yahudilere ait dâvalarda onunla hüküm verirlerdi. Çünkü hepsi de Allah’ın kitâbını korumakla vazîfelendirilmişlerdi ve onun hak kitap olduğuna şâhit idiler. Öyleyse siz insanlardan korkmayın da yalnız benden korkun. Âyetlerimi azıcık bir dünya menfaati karşılığında satmayın! Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin tâ kendileridir. [1]

Bu ayet-i celilenin ardından gelen 45 ve 47. ayetlerde de Allah’ın hükmü ile hükmetmeyenler zalim ve fasık olarak ifade edilmektedir.

Kâfirler, Allah’ın hükümlerini inkâr ettikleri, kabul etmedikleri veya hafife aldıkları için onunla hükmetmeyenlerdir. Zâlimler, Allah’ın hükümlerine inandıkları halde onunla hükmetmeyenlerdir. Çünkü Allah’ın hükmü adâleti, onun zıddı zulmü temsil eder ve onunla hük­metmeyenler de zâlim olur. Fâsıklar, Allah’ın indirdiğiyle hükmetmemek suretiyle O’nun emrinden çıkanlardır. 

Burada Kâfir açıkça isyan etmesi sebebi ile Allah’a karşı savaş açmış kimse iken, zalim ve fasık kimseler Allah’a iman ettikleri halde amelleri sebebi ile zalim ve fasık olabilecekleri gibi, yaptıkları amelleri normal görmek veya alaya almak sureti ile de kafir olabilirler.

Peki! Bu ayrımı nasıl yapacağız ve bu ayrım sonrasında onlara karşı davranışımız nasıl olacak?

Bir kimsenin kâfire dönüşmesinin ilk neticesi Rabbimizin beyanında şöyle dile getiriliyor:

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ آمَنُوا بِمَآ أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ | يُرِيدُونَ أَنْ يَتَحَاكَمُوا إِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ أُمِرُوا أَنْ يَكْفُرُوا بِهِ | وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَنْ يُضِلَّهُمْ ضَلاَلاً بَعِيدًا

“Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandıklarını iddia edenleri görmedin mi? Kendilerine tağutu inkar etmeleri emrolunduğu halde hakem olarak tağuta başvurmak istiyorlar! Şeytan, onları uzak bir sapıklığa düşürmek istiyor!” [2]

Allah'ın hükümlerini bildiği halde işine gelmediği için onu kabul etmeyip işine gelen hükmü kabul etmesi, kabul ettiği şeyin tağuta dönüşmesine sebeptir. Bu durum ise kişinin dinden çıkmasına sebep olur. İfademizin daha iyi anlaşılması açısından bir kaç örnek verelim:

Bir kimse faizin haramlığını bildiği halde “ Bu zamanda faiz haram olur mu? “ dese kişi dinden çıkar ve para onun için bir tağuta yani bir ilaha dönüşür.

Babasının ölümü sonrası kalan mirasının paylaşımında Rabbimizin hükmü olan paylaşımı kabul etmeyip ben devletçe alacam dese o mal onun için dağuta yani ilaha dönüşür.

Makam sahibi bir kimse emri altındaki kimseye Allah’ın haram kıldığı bir işi yapmasını emrettiğinde rızkından korkarak bunu yapan veya böyle bir belgeye imza atan kimse için işi ve patronu bir tağuta dönüşür.

Çok sevdiği hocasının veya siyasi liderinin günahkâr olduğunu bildiği halde onun yanlış yapmayacağına inanıp, bunu da ifade eden kimse için hocası veya lideri o kimse için tağuta dönüşür

Bu ve benzeri durumlar kişiyi Allah’ın hükmüne karşı yarattığı varlıkların veya eşyanın hükmünü kabul ettiğinden Rabbine şerik koşmuş olur.

Burada şu hususu da belirtmek gerekiyor: Bir kimse iman ehli olsa bile hayatını idame ettiren sistem İslam’a uygun bir sistem değilse bu sisteme karşı sevgi beslemekte kişiyi tağuta uyma hükmü ile karşı karşıya bırakır.

Ancak kişi sistemin İslam’a uygun olması için niyet ve çabası varsa, sistemi değiştiremezse veya eline imkân geçtiği halde gücü yetmediği için bunu yapamazsa bu durumda iman ehli bir Müslümandır. Onun için bir kimse her daim İslam nizamı için mücadele edecek niyeti üzerinde taşımalı ki, cahiliye ölümü üzerine can verme durumu ile karşı karşıya kalmasın.

Sistemler üzerinden niyetleri ve hedefleri sorgulamayan bazı grupların herkesi kafir ilan etmesi ancak kendi durumlarını riske skor. Çünkü Allah Resulü s.a.v tekfir meselesinde şu hususa dikkat çekmektedir:

"Herhangi bir kimse, din kardeşine 'Ey kâfir!' derse, bu tekfir sebebiyle ikisinden biri muhakkak küfre döner. Eğer o kimse dediği gibi ise ne ala. Aksi takdirde sözü kendi aleyhine döner." [3]

Allah Resulünün açıkça beyanı olmasına rağmen ne hazindir ki bu kimseler işi daha da ileri getirerek kafir ilan ettikleri Müslümanları öldürmek ve onların karısına, çocuklarına sahip olmayı bir savaş sonucu olarak ortaya koymaktadır.

Bu azgınlaşmış anlayışın sahipleri tevbe süresi 5. Ayetinde geçen:

“Haram aylar çıkınca, müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, esir alın, kuşatın ve onları her geçit yerinde gözetleyin. “ ifadesini kendilerine siper edinerek siyonist çetenin kuklaları olmaktadırlar.

Hâlbuki Rabbimizin beyan ettiği ayetlerin ilerisine, gerisine bakmayıp bu ifadeleri gözlerden ıraklaştımak istemektedirler.

Peki! Ne buyuruyor Rabbimiz tevbe süresinin 1 ile 6. Ayetleri arasında:

بَرَٓاءَةٌ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِهٖٓ اِلَى الَّذٖينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكٖينَؕ

“Allah ve Resulünden, antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere karşı fesih ­bildirimidir!”

فَسٖيحُوا فِي الْاَرْضِ اَرْبَعَةَ اَشْهُرٍ وَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّٰهِۙ وَاَنَّ اللّٰهَ مُخْزِي الْكَافِرٖينَ

“Yeryüzünde dört ay daha serbestçe dolaşın; fakat bilin ki asla Allah’ı âciz bırakamazsınız ve Allah inkârcıları er-geç rezil rüsvâ edecektir”

وَاَذَانٌ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِهٖٓ اِلَى النَّاسِ يَوْمَ الْحَجِّ الْاَكْبَرِ اَنَّ اللّٰهَ بَرٖٓيءٌ مِنَ الْمُشْرِكٖينَۙ وَرَسُولُهُؕ فَاِنْ تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۚ وَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّٰهِؕ وَبَشِّرِ الَّذٖينَ كَفَرُوا بِعَذَابٍ اَلٖيمٍۙ

“Yine Allah ve resulünden bu büyük hac günü insanlara duyurudur: Allah ve resulünün müşriklerle hiçbir bağı yoktur. Şayet tövbe ederseniz, bu kendi iyiliğinize olur; eğer sırt çevirirseniz bilin ki siz Allah’ı âcizliğe düşüremezsiniz. (Resulüm!) İnkârcıları elem veren bir azapla müjdele!”

اِلَّا الَّذٖينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ ثُمَّ لَمْ يَنْقُصُوكُمْ شَيْـٔاً وَلَمْ يُظَاهِرُوا عَلَيْكُمْ اَحَداً فَاَتِمُّٓوا اِلَيْهِمْ عَهْدَهُمْ اِلٰى مُدَّتِهِمْؕ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَّقٖينَ

“Ancak kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklerden bilâhare yükümlülüklerini eksiksiz yerine getiren ve sizin aleyhinize kimseye arka çıkmayanlar müstesna; onlara verdiğiniz söze süresi doluncaya kadar riayet ediniz. Allah haksızlıktan sakınanları sever.”

فَاِذَا انْسَلَخَ الْاَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُوا الْمُشْرِكٖينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ وَخُذُوهُمْ وَاحْصُرُوهُمْ وَاقْعُدُوا لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍۚ فَاِنْ تَابُوا وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ فَخَلُّوا سَبٖيلَهُمْؕ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ

“Haram aylar çıkınca, müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, esir alın, kuşatın ve onları her geçit yerinde gözetleyin. Şayet tövbe ederler, namazlarını kılarlar ve zekâtlarını verirlerse artık onları serbest bırakın. Allah yargılayıcıdır, bağışlayıcıdır.”

وَاِنْ اَحَدٌ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ اسْتَجَارَكَ فَاَجِرْهُ حَتّٰى يَسْمَعَ كَلَامَ اللّٰهِ ثُمَّ اَبْلِغْهُ مَأْمَنَهُؕ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْلَمُونَ

“Ve eğer müşriklerden biri senden korunma isterse, Allah’ın sözünü duymasına fırsat vermek için onu koruma altına al; sonra onu kendi güvenlik bölgesine ulaştır. Bu uygulama, onların bilmeyen bir topluluk olmalarından dolayıdır.” [4]

Rabbimizin Ayet-i celilerinde ortaya koyduğu vasıflar ortada iken ben Müslümanım diyen bir kimseye veya topluma savaş ilan etmek, onları düşman olarak görmek sünnete aykırıdır. Zira Allah Resulü bir beldeye savaş için gireceği zaman ezan okutur ve karşıdan ezan sesi gelirse o beldenin Müslüman olduğunu kabul ederek oraya savaş açmayı yasaklardı. Ezan okunan beldekilerin velev ki, münafık oldukları kanısına varsanız dahi sizler zahire göre hareket etmek zorundasınız. Zira  Allah Resulü s.a.v arkasındaki münafıkları bildiği halde ifşa etmemiş sadece devlet idaresinde söz sahibi olmamaları adına sır katibi Huzayfe Bin Yeman’a vermiş ve onların Müslümanların aleyhinde çalışma yapmalarına rağmen onlara zaman tanımıştır.

Bu noktada tekfirciler Müslümanım diyen kimseleri tağuta teslim oldular diyerek kafir ilan ederken, onları katletmeyi cihat olarak görmektedirler. Maalesef bu zalimlerin gözü o kadar kör olmuş ki, kendilerini gerçek Müslümanlar olarak ifade etikleri halde İslam’ın savaş hukukunu bile çiğnemekten çekinmemektedirler.

Zira İslam’ın savaş hukuk prensiplerin de dokunulmaz kılınmış olan hususlar vardır. Bu hususları  özetle vermeye çalışalım:

1.Sivilleri Öldürmemek:

Allah Resulü s.a.v bu hususta beyan ettiği ifadeler bizim için yasa niteliğindedir:

Başta Allah Resûlü (asm) olmak üzere her halife, etrafa asker gönderirken yalnızca muharip statüsünde olanlarla savaşmalarını hedef göstermiş ve: “Yaşlılara, kadınlara, çocuklara, kendisini ibadet ü tâate vermiş ruhbanlara ve mabetlere ilişmeyiniz.! Ağaçları yakmayınız.! Hayvanlara dokunmayınız.! Ve servetleri heder etmeyiniz” diye emirler vermişlerdir.[5]

2. Müsle ( Kuluk, burun vs. Kesmek)Yapmamak, Cesede Zarar Vermemek

3. Anlaşmaları Bozmamak

4. Düşmanın Kadınlarına Tecavüz Etmemek

5. Savaş Ortamında da Olsa Zulüm ve Haksızlıktan Uzak Durmak

6. Elçileri Öldürmemek

7. İşkence Yapmamak

8. Düşman Rehinelerini Öldürmemek

9. Çevreye Zarar Vermemek

10. Savaş Esirlerine İyi Muamelede Bulunmak

11. Sözleşmeyi Bozanlara Karşı Savaş Durumunu Açıkça İlan Etmek

12. Barış İsteyenlere Barış Elini Uzatmak

13. Yağmalama Yasağı

İslam hukukunun açıkça beyan ettiği hususlara riayet etmeyen bu gibi oluşumların tağut ifadesi altında insanları süslü cümlelerle aldatıp militan haline getirmesi Müslümanların gerçekten İslam’ı bilmediklerinden kaynaklandığı çok açıktır.

İslam ehli kitap veya Arap olmayan müşrik tebayı ifade eden ve İslam devletinin idaresi altında zimmete alınanlar manasında zimmi ifadesi kullanılan kimseler  hakkında Allah Resulü s.a.v’in dili ile şu uyarıda bulunmaktadır:

"Bir zimmiyi (sorumluluk altına alınan kişi) haksız yere öldüren cennetin kokusunu duyamaz. Halbuki onun kokusunu kırk yıllık yoldan duyabilir." [6]

Bu ifadelere rağmen Müslüman kimseleri kafir veya mürted ilan edip onlara savaş açmayı ve onlara her türlü eziyeti reva görmeyi ortaya çıkaran fiillerin İslam’ın hiçbir kaidesine uymadığı açıktır. Rabbimiz bu kimseleri ifade ederken şu beyanda bulunmaktadır:

اَفَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُ  | وَاَضَلَّهُ اللّٰهُ عَلٰى عِلْمٍ وَخَتَمَ عَلٰى سَمْعِه۪ وَقَلْبِه۪ وَجَعَلَ عَلٰى بَصَرِه۪ غِشَاوَةًۜ | فَمَنْ يَهْد۪يهِ مِنْ بَعْدِ اللّٰهِۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ

Nefsinin kötü arzularını kendine ilâh edinen kimseyi gördün mü? Allah onu bir bilgiye göre saptırmış, kulağını ve kalbini mühürlemiş, gözlerine de perde çekmiştir. Allah’tan sonra artık onu kim doğru yola getirebilir? Hiç düşünüp ibret almaz mısınız? [7]

Nefsi arzularını ilah edinen bu kimselerin yaptığı hareketler aslında tağut ifadesininde ortaya koyulan zümrelerle örtüşmektedir.

Ortaya koyduğumuz bu deliller ışığında siz değerli kardeşlerimize uyarıda bulunarak bu ve benzeri yapılanmalara karşı kendimizi, ailemizi ve etrafımızı korumak her birimiz görevi olduğunu hatırlatıyoruz. Aksi taktirde İslam ile alakası olmayan ancak İslam adına insanları öldüren canavarların ortaya çıkmasına vesile oluruz.

Rabbim bizleri her türlü fitne hareketinden korusun!

Rabbim bizleri, ailemizi ve İslam ümmetini din dışı oluşumların bir parçası olmaktan muhafaza eylesin!

Rabbim bizleri sıratı müstekim yolundan ayırmasın!

 

 

 

 

 


[1] Maide 44

[2] Nisa Suresi 60

[3] Müslim, 1/319

[4] Tevbe 1 - 6

[5] ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/300; Ebû Davud, Cihad 90, 121

[6] Buhari, Cizye, 5

[7] Casiye 23

Dosyalar

TAĞUT KAVRAMINI DOĞRU ANLAMAK
Facebook Sayfamız
Facebook Sayfamız

Bu yazıyı paylaş