EN KUTSAL GÖREV ANALIK
Değerli kardeşlerim:
İnsanoğlunun dünyaya gelmesinde, onun bir birey olarak yetişmesinde, hayatı öğrenmesinde en etkin kimlik annedir. Anne ne kadar donanımlı ve imanlı olursa yetiştireceği nesilde o kadar topluma ve ümmete faydalı olacaktır.
Hani meşhur olmuş bir özdeyiş vardır ya;
Bir çivi bir nalı, nal bir atı, at bir komutanı komutan bir orduyu, ordu koca bir ülkeyi kurtarır.”
İşte ana dediğimiz karakter o atın ayağındaki çiviyi sembolize eder. Eğer ki bir toplumda ana vasfı ortadan kaldırılmış ve gayri ahlakilik alıp başını gitmişse o toplumların ayakta kalması mümkün olmayacaktır.
İşte bunun bir sonucu olarak İslam anayı vasıflarken şu kaideyi ortaya koymaktadır:
"Cennet annelerin ayakları altındadır" [1]
Hadis-i şerifte geçen ifadenin derinine indiğimiz zaman şu kaideleri görmekteyiz:
Hizmet ve İtaat: Cennete girişin anahtarı, anneye hizmet etmek, ona şefkat göstermek ve duasını almaktır.
Hadisteki "ayaklarının altı" ifadesi, anneye tevazu göstermeyi ve onun rızasını aramak için onun hizmetinde bulunmayı simgeleyen kinayeli bir anlatımdır.
Bu söz, anneden ziyade çocuklara, cenneti kazanmak için izlemeleri gereken yolu gösteren bir müjdedir.
İslam'ın kadına ve anneye verdiği üstün değeri, fedakârlığı ve merhameti yücelten bir tanımlamadır.
Bazı yorumlarda bu müjdenin, evlatlarını İslami terbiye ile yetiştiren, çocuklarının dinine bağlılığı için çabalayan sâliha anneler için geçerli olduğu belirtilmiştir
Bu ifadelerden almamız gereken en önemli mesaj kadının ana olma vasfının İslam tarafından kutsal sayıldığı meselesidir. Eğer ki bir toplum analık vasfını dünyalık bir meta olan şehevi vasıflarla değiştirirse aile kurumu yarar aldığı gibi toplumda ahlaki değerlerin çöküşüne sebebiyet verecek bir felakete sebebiyet verir.
Bu sebepledir ki, İslam kadını şehevi arzuların bir aracı olmaktan çıkarmak adına ona haklar tanımış cahiliye döneminin değersiz kıldığı kimliğini ona tekrar geri vermiştir.
Peki İslam kadına ne gibi haklar tanımıştır:
- Mülkiyet ve Tasarruf Hakkı: Kadın, kendi malına, parasına sahip olma ve bunları dilediği gibi harcama/yatırım yapma hakkına sahiptir.
- Mehir Hakkı: Nikah esnasında erkeğin kadına verdiği, tamamen kadının şahsi malı olan bir haktır.
- Eğitim Hakkı: İlim öğrenmek kadın-erkek her Müslüman'a farzdır.
- Seçme ve Seçilme Hakkı: Tarihsel olarak kadınların biat etme (siyasi irade beyanı) hakkı mevcuttur.
- Evlilikte Rıza Hakkı: Kadın, rızası olmadan evlendirilemez; reşit olmayanların evliliğini feshetme hakkı vardır.
- Miras Hakkı: Kadının mirastan pay alma hakkı İslam ile kesinleşmiştir.
- Ailenin Geçiminin Sağlanması: Kadının geçimi kocasına aittir; kadın kendi malını harcamaya zorlanamaz.
- Kişisel Onur ve Şeref Hakkı: İslam, kadını "Allah'ın emaneti" olarak nitelemiş ve iyi muamele görmesini emretmiştir.
Ancak bugün gelinen noktada emperyalist sistem kadını aynı cahiliye döneminde olduğu gibi bir meta haline getirmiş ve toplumları ifsat etme adına onun şehevi tarafını öne çıkararak zina ve benzeri kötülüklerin önünü açmıştır. Böylelikle toplumların çoğalmasını sağlayan doğurganlık ortadan kalkmış bunun yerine kedi ve köpek beslemeyi aile olarak bizlere sunmaya kalkmıştır.
Oysa İslam kadını ve erkeği vasıflandırırken ikisine ayrı görevler vermiş ve aile denen kurumu bir elmanın iki yarısı gibi birbirini tamamlayan bir bütün görmüştür. Nitekim şu ayet-i celile de tam olarak bunu ifade etmektedir:
اَلرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَٓاءِ بِمَا فَضَّلَ اللّٰهُ بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍ وَبِمَٓا اَنْفَقُوا مِنْ اَمْوَالِهِمْۜ فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللّٰهُۜ
Erkekler kadınlar üzerinde yönetici ve koruyucudurlar. Bunun sebebi, Allah’ın insanların bir kısmını diğerlerinden üstün yaratması ve bir de erkeklerin, kendi mallarından mehir ve evin geçimi gibi harcama yükümlülüklerinin olmasıdır. Şu halde sâliha kadınlar itaatkârdırlar. Allah’ın, onların kocaları üzerindeki haklarını korumasına karşılık, hanımlar da kocalarının bulunmadığı zamanlarda ve kimsenin görmeyeceği yerlerde namuslarını, onların mallarını ve çocuklarını korurlar. [2]
Ayette bahsedilen üstünlük kimlik açısından ortaya konulan bir üstünlük olmayıp yaratılış açısından bedeni olarak erkeğin güçlü yaratılmasını ifade etmektedir. Bu ifadeyi ortaya koymamızın sebebi ise her ayetin altında İslam’ın çağlara ışık tutan mesajını kirletmeye çalışanlara karşı bir açıklama beyanından başka bir şey değildir.
Peki! Bugün yaşadığımız çağda gerek ülkemizde, gerekse dünyada kadının vasfı ne durumdadır diye baktığımızda gördüğümüz durum tam bir içler acısı durumdur.
Bugün doğum oranlarının düştüğünden şikayet edenler kadını analık vasfından sıyırmak için her yolu denemektedir. Öyle ki kadını erkeklerin dahi zorlanarak yaptıkları mesleklerde deneyim kazanmaları ve o işleri yapmaları için adeta zorlamaktadır.
Düşünün! Bir kadını tır şöferi yapmaya çalışmak hangi aklın ürünü, neyin kafası!
İşin daha acı tarafı bunu yapanların aileyi korumak adına çalışma yaptıkları iddiasında olanların olmasıdır. Oysa tır şöferi olmak demek evliliği yok sayıp çocuk sahibi olmayı engellemekten başka bir sonucu doğurmayacağı çok açıktır.
Sonrada birileri çıkıp bir Siyonist markanın köpekleri evlat gibi gösteren reklamına tepki veriyor. Oysa onun hedefi ile senin hedefin arasında zerrece bir fark yok. Üstüne üstelik bugün köpeklerin hakları insanın haklarından fazla olmasını sağlayanda sensin başkası değil!
Düşünün! İslam’ın koruma ve ihtiyaç odaklı kullanımın dışında evde beslenmesini yasakladığı köpekleri evlat yerine koyduran bir anlayışı ve sokaklarda yüzlerce insanın ölümüne sebebiyet vermelerine rağmen onları gerçek kimliğine kavuşturmayı amaçlayan çalışmalara engel çıkaran sözde Müslüman kimliklerin ortaya koyduğu kanunları…
Hani bir fıkra vardır ya;
"Temel’le Cemal, bir gün ormanda dolaşmaya çıkmışlar. Derken, karşılarına bir ayı dikilmiş. Ayı Cemal’in üzerine yürüyünce, Temel de çekmiş tüfeğini ayıyı vurmuş. Çevredekiler, ’Temel av yasağına uymadı, ayıyı vurdu’ diye şikayet etmiş. Böylece Temel’i mahkemeye çıkarmışlar.
Hakim: Ayıyı vurdun, sana ceza vereceğiz...
Temel: Niye ki?
Hakim: Ayıyı vurduğun için...
Temel: Ha o ayı benim arkadaşım Cemal’i öldürecekti. Ben de onu öldürdüm. Bıraksaydım Cemal’i öldürseydi daha mı iyiydi?..
Hakim: Yapacak bir şey yok. Ayıyı vurduğun için sana ceza vermemiz gerekiyor.
Temel: Neden?
Hakim: Yasa böyle diyor...
Temel: O yasayı kim yaptı ki?
Hakim: Yasayı Meclis yaptı...
Temel: Hakim bey şimdi neye yanıyorum biliyor musun?
Hakim: Bilmem... Neye?..
Temel: Bana vereceğin cezaya değil de, o Meclis’te ayının bile dostları olduğuna, benim hiç dostum olmayışına yanıyorum..."
İddia o ki, bugün çocuklarımızı parçalayıp öldüren sokak köpeklerinin sözde haklarını koruyanların 27 tane mama fabrikası, kadının çocuk yapmak yerine köpek edinmesini sağlayan feminist lobileri olduğu…
Sormak lazım o zaman neden aileden bahsediyor ve ailelerin dağıldığından dem vuruyoruz, bu konuda neden samimi davranmıyoruz!
Eğer bizler gerçekten samimi olsak Rabbimizin şu beyanı bizim için yeterli olurdu:
وَلَقَدْ اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكُمْ اٰيَاتٍ مُبَيِّنَاتٍ وَمَثَلًا مِنَ الَّذ۪ينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْ وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّق۪ينَ۟
Doğrusu biz, size dinin hükümlerini açıklayan âyetler, sizden önce gelip geçen toplumların hayatlarından ibretli örnekler ve kalpleri Allah saygısıyla dopdolu olup O’na karşı gelmekten sakınanlar için öğütler indirdik. [3]
Söyleyin dostlar ne zaman İslam’ın şerefli kıldığı insanı şerefli olduğu konuma otutturacağız?
Yoksa! Geçici menfaatler için aileyi, anneleri, babaları ve de evlatları kurban vermeye devam mı edeceğiz?
Bu sorulara vereceğimiz cevaplar geleceğimizi nasıl şekillendireceğimizi ortaya koyacak doneler olacaktır.
Rabbim bizleri dünyaya getirip yetiştiren analarımızdan Razı olsun!
Rabbim cenneti ayaklarının altına serdiği kadınlarımızı gerçek kimliklerine kavuşturmayı bizlere nasip eylesin!
Rabbim aileyi dağıtan, kadını meta haline getiren düzenlerin yıkılmasını ve İslam’ın özgür kıldığı bireyler olarak yaşayacağımız günlere kavuşmayı hepimize nasip eylesin!
[1] Nesâî, Cihad, 6
[2] Nisa 34
[3] Nur 34