KARDEŞİNE ZARAR GELMESİN!
Değerli Müslümanlar:
Bizler zaman zaman yalnız kalmak isteriz ama bunu uzun zamana yaymaya kalktığımızda etrafımızdaki kardeşlerimiz “ Yalnızlık Allah’a mahsustur!” diyerek bize tepki verirler. Bu ifade insanın beraber yaşamak ve ortak paydada buluşmak zorunda olduğu gerçeğini ortaya koyar.
Bu noktada İslam kavmiyetçiliği değil ümmetçiliği ortaya koyar ve buna özen göstermeyen Müslümanların durumunu da şöyle ortaya koyar:
وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ ر۪يحُكُمْ وَاصْبِرُواۜ اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِر۪ينَۚ
Allah’a ve Rasûlü’ne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin; yoksa korkuya kapılırsınız ve kuvvetiniz elden gider. O halde zorluklara sabredin; çünkü Allah sabredenlerle beraberdir. [1]
Bugünlerde bu eyet-i celilenin ne kadar önemli olduğunu yaşadığımız olaylarda daha net görmekteyiz. Milliyetçiliğin, mezhepçiliğin, ten renginin öne çıkarıldığı ve İslam inancının geri plana itildiği coğrafyamızda yaşadıklarımız bize hala doğru bakış açısını yakalatmadığını üzülerek görmekteyiz.
Kavmini veya mezhebini sevmediğimiz kimselerim mazlum olması veya davalarında haklı olmaları bizi eğer ilgilendirmiyor ve başlarına gelen belalar bizi sevindiriyorsa biz hala Allah Resulü s.a.v’i anlamamışız demektir:
"Kardeşinin uğradığı felâketi sevinçle karşılama! Allah onu rahmetiyle o felâketten kurtarır da seni derde uğratır." [2]
Bizler zannediyoruz ki, onların yaptıkları bize fayda sağlayacak ve onlara verdiğimiz destek sebebi ile bizi sevecekler. Bunun böyle olmadığını Rabbimiz açıkça beyan ederek ahmak kullarının görmeyen gözlerine gerçeği şöylece sokmaktadır:
Onların dinlerine tâbi oluncaya kadar ne yahudiler ne de Hristiyanlar senden asla râzı olmayacaklardır. De ki: “Dosdoğru yol, Allah’ın gösterdiği İslâm yoludur.” Eğer sana gelen ilimden sonra, onların hevâ ve heveslerine uyacak olursan, bilesin ki seni Allah’ın gazabından koruyacak ne bir dostun olur ne de bir yardımcın. [3]
Biz şu noktada aldanıyoruz. Zannediyoruz ki, onlara şirinlik yaparsak, onlar için savaşırsak veya onlar gibi inanırsak bize toprak verecekler, bizi devlet yapacaklar veya bize müreffeh bir hayat sunacaklar.
Bu aç tavuğu kendisini darı ambarında görmesinden başka bir şey değildir. Zira bu zalim güruh kendi dininden olana bile acımaz. Menfaat söz konusu olduğunda kendi evladına kıymaktan zerrece ar etmez.
Bugün orta doğuyu kan gölüne çeviren Siyonist yapının içinde olanların Gazze’de ilk vurdukları hastane Hıristiyanların kurduğu ve kendi dinlerinden olanların yönettiği hastane değimliydi? Vurdukları yerlerden biride kilise değil miydi?
Bugün bunu anlamayan ancak aynı toprakta yaşadığımız kimselerinde bunu anlaması için daha kaç sefer daha aldatılması gerekir. Zira bizler asırlardır aynı toprak parçasında yaşıyor, ekmeğimizi paylaşıyor ve aynı amaç için kan veriyor, kan alıyoruz.
Siyonistler istediği kadar plan yapsınlar bu gerçeği bilip omuz omuza olduğumuz sürece kimse bizi parçalayamayacak ve bizi aldatamayacaktır.
Şairinde dediği gibi;
“Girmeden tefrika bir millete düşman giremez. Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.”
Şunu da unutmamak gerekir ki, bizi bir arada tutacak olan milliyetçilik değil ümmet olma bilincidir. Çünkü üstünlük kan veya ten rengi ile değil imanın büyüklüğü ile ortaya çıkacak bir meseledir. Nitekim Allah Resulü buna işaret ederek şöyle buyurmuştur:
“Allah indinde en şerefliniz takvâca en ileri olanınızdır. Arabın Arap olmayan (acem) üzerine bir üstünlüğü yoktur. Arap olmayanın da Arap üzerine bir üstünlüğü yoktur. Beyaz derili olanın siyah derili üzerine bir üstünlüğü yoktur, siyah derili olanın da beyaz derili üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük sadece takvâ iledir.” [4]
Hal böyle iken Müslüman olan bu ülkenin türkü, kürdü, lazı, çerkezi, manavı ve bütün renkleri şunu görmek zorundalar ki, (HAŞA) biz Allah’tan büyüğüz diyenler veya dün Müslümanları katlederek kesik başlarla poz verenlerden bizlere fayda gelmez. Dünde gelmedi, bugün de gelmeyecek, yarında durum değişmeyecek.
Çünkü bu hareketlerin hepsi Siyonist yapının arz-ı mevdud planı olan Nil ile Fırat arasını almak hedefine giden piyonlardan başka bir şey değildir. Size veya bize sunulan hayaller sadece ölüme çarptırılmış mahkumun son anında hayatta kalma umudundan başka bir şey değildir.
Bu ülke içinde yaşayan her renk bizim al bayrağımızın rengini veren mücadeleye omuz veren unsurlarıdır. Bu ülke derken de Osmanlı sınırlarını baz almamız gerektiğini de ortaya koymak gerekir. Dün nasıl ki Çanakkale de omuz omuza vermişsek bugünde tüm ümmet için sadece vatan toprağında değil tüm alem-i islam topraklarında mücadele vermek zorundayız. Zira onlar için bizlerin dostluğu değil yokluğu önemlidir. Rabbimiz buna işaret ederek şöyle buyurmaktadır:
اِنْ تَمْسَسْكُمْ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْۘ وَاِنْ تُصِبْكُمْ سَيِّئَةٌ يَفْرَحُوا بِهَاۜ
Size küçük bir iyilik, bir nimet ulaşsa, bu onları üzer. Başınıza bir kötülük gelse, bu defa sevinçten bayılırlar. [5]
Bizi yıllarca hayallerle kandıran Siyonist çete bizim topraklarımızı üç kıtadan ufacık bir alana indirirken bugün ona da göz koyduğunu, bize satılan hayallerin bizim sonumuz olduğunu anlamadıkça hayallerimizle felakete sürükleneceğimiz atrafımızda yaşanan kan ve gözyaşında açıkça ortaya çıkmıştır. Bize düşen şu ilahi emre uymak ve mücadelenin içinde olmaktır:
وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَم۪يعًا وَلَا تَفَرَّقُواۖ
Ey mü’minler! Hepiniz birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve ayrılığa düşmeyin! [6]
Bizler bütün renkleri ile bu ümmetin bir parçasıyız! Birbirimize ne kadar kenetlenir ve bir arada durursak diğer kardeşlerimizin başına gelenlere karşıda elimizden gelen gayreti gösterirsek kurulan bütün tuzakları bertaraf ederiz. Zira bizler şanlı bir tarihin evlatları, aslanın düştüğü yerden kalkacağı kutsal toprakların emanetçileriyiz.
Ancak bu birilerinin önümüze koyduğu kavmiyetçilik, mezhepçilik ve benzeri argümanlarla olmayacağını anlamakta zorunda olan kimseleriz. Bu oyunları bozmazsak başkalarının başına gelenlerin bize uzak olduğu düşüncesinin ne kadar aptalca bir düşünce olduğunu yaşayarak görürüz.
Atalarımız bu noktada bize çok net bir tecrübe sunmaktadır:
“Ayıdan post kafirden dost olmaz”
Müslüman’ın Müslüman’dan başka dostu olmadığını düşmanlık yapanların ise Müslüman postuna bürünmüş çakallar olduğunu anlamaya ve kavramaya ihtiyacımız olduğu bir gerçektir.
Şuana kadar anlattığımız gerçekler çerçevesinde size vereceğimiz en önemli nasihat yaşanan veya yaşanmış gibi gösterilen ve küçük bir zümrenin yaptıklarını bütün bir topluma yayamamak, komşularımız olan kardeşlerimize yan gözle bakmamak, kin ve nefretten uzak durmak geleceğimizi kurtarmak açısından hayati bir öneme sahiptir.
Ülkemizde olan bütün renkler al renkli bayrağımızın vefakâr şehitlerinin kanları ile renk verdiği bir parçasıdır ve parçası olmaya devam edecektir. Sakın ufak bir azınlığın yaptıklarını bütün bir topluma mal ederek Siyonist yapının oyununa gelmeyin!
Ve bilin ki, bu vatana ihanet eden kim olursa olsun bir gün ihanetlerinin bedelini bu toprak için kan veren ecdadın torunlarından gerekli karşılığını alacaktır.
Bu düşünce ve ifadelerle Rabbimden niyazda bulunuyorum ki;
Rabbim bizleri tekrar ümmetin hamisi olacak o şanlı kimliğimize kavuştursun!
Rabbim birlik ve bütünlüğümüze bozmaya çalışan her türlü fitneden bizleri muhafaza eylesin!
Rabbim bizlere gerçeği gören feraset sahibi idareciler nasip eylesin!
Rabbim ümmetin bir araya gelip zalimlerin oyunlarını boşa çıkardığı zamanlara ulaşabilmeyi bizlere ve neslimize nasip eylesin!
[1] Enfâl / 46. Ayet
[2] (Tirmizî, Kıyâmet 54)
[3] Bakara 120
[4] el-Müsned, Müessesetu’r-rialse, 1421-2001,38/474/h. no:23489
[5] AL-İ İMRAN 120
[6] AL-İ İMRAN 103