ALLAH BİZE YETER
Değerli kardeşlerim:
Bizler fıtratımızın gereği olarak sevincimizi ve derdimizi paylaşacak bir sığınak ararız. Bu insan için öylesine önemlidir ki, o kimseyi bulmanın zorluğunu ifade etmek adına “Dost bulmak da zor, dost kalmak da” deyimi dökülüverir ağzımızdan. O kimseyi bulduk mu da dost diyerek yakınlarımızdan daha yakına koyar ve sırdaş olarak kabul ederiz.
Oysa Müslüman için bu durum çok daha farklıdır! Çünkü o sığınılacak, derdini paylaşacak, yoluna ışık saçacak asıl dostunun kim olduğunu çok iyi bilir.
فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِيَ اللّٰهُۘ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ
De ki: “Bana Allah yeter. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Ben ancak O’na tevekkül ettim. O, yüce Arş’ın sahibidir.” [1]
Ancak bu yol öyle bir “hu” demekle aşılacak bir yol değildir. Hani Cebrail (a.s.), Sidretü'l-Münteha'da durup "Bir adım daha atarsam yanarım" dediğinde, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) "Nasıl gidilir?" sorusuna verdiği cevap "Aşkla!" olmuştur. Bu ifade, yaratılmışlığın sınırından (Sidre) öteye, yalnız "Muhabbetullah" (Allah aşkı) ile geçilebileceğini sembolize eder
Yûnus Emre Hazretleri’nin tarifiyle;
Bu yol uzaktır,
Menzili çoktur,
Geçidi yoktur,
Derin sular var…
Derin sulardan çıkmanın en güzel örneklerinden biride peygamberimizin de atası olan Hazret-i İbrâhîm (aleyhisselâm)’ın Nemrud tarafından ateşe attırılırken kendisine yardıma gelen meleklere:
“–Ateşi (esas) yakan kimdir? O benim her hâlimi biliyor. Sizden bir talebim yok! (Dost’la Dost’un arasına girmeyin.)” demesi Allah’ı dost edinmenin ona tam manası ile teslim olmayı ifade ettiğine dair en güzel örneklerden biridir.
Şimdi diyebilirsiniz ki, onlar Allah’ın peygamberleri bizler o Allah’ın huzuruna ne ile çıkacağız sorusuna Tâhirü’l-Mevlevî’nin şu beyti belki de kafamızdaki bütün düşünceleri değiştirecek güzellikte ve derinlikte olacaktır:
Eli boş gidilmez gidilen yere,
Boş gelmedim yâ Rab ben suç getirdim!
Dağlar çekemezken o ağır yükü,
İki kat sırtımla çok güç getirdim!
Zaten hepimizin bildiği şu Kutsi hadis de buna işaret etmekte değil mi?
“Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah, günah işleyen ve günahlarından tövbe ve istiğfar eden bir topluluk yaratır da onları bağışlardı.” [2]
Dost demek, dostluk kurmak ve de ona her hali ile içini dökmenin en güzel halidir Rabbimiz ile baş başa kalmak…
Şu ayet-i celile de bu ifadenin en güzel tezahürlerinden biridir:
نِعْمَ الْمَوْلٰى وَنِعْمَ النَّص۪يرُ
“... Allah bize yeter, O ne güzel vekildir. O ne güzel mevlâdır, O ne güzel yardımcıdır!” [3]
Öyleyse Müslümanlar olarak kimlere güvenip yardım beklediğimize bakmamız ve de yeniden dostluklarımızı gözden geçirmemiz gerekir. Zira dost diye gördüklerimizin bizi nereye sürükleyeceğini iyi tahlil etmez isek Allah’tan başka hiç kimsenin dostluğunun fayda vermediği mahşer yerinde yapayalnız kalmak ile karşı karşıya kalırız.
Nitekim Rabbimiz bu gerçeğe işaret ederek kendinden başka dost arayanların yaya kalacağına işaret ederek şöyle buyurmaktadır:
وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَك۪يلًا
Yalnız Allah’a güvenip dayan. Çünkü, güvenip dayanılacak ve işlerin kendine havale edileceği makâm olarak Allah yeter! [4]
Peki! Sormak lazım bizler ne kadar Allah’a güveniyoruz ve de ne kadar teslim oluyoruz?
Buradan baktığımızda gördüğümüz manzara daha çok Rabbine teslim olanların olduğu bir görünümden ziyade kullara kul olan sözde Müslümanların olduğu gerçeği ile karşı karşıya kalmaktayız.
Oysa Müslüman bütün dünyalık korkulardan sıyrılarak her durumda Allah’a teslim olması gerekmez mi?
Yüce kitabımız buna işaret etmekte değil mi? Ne buyuruyor yüce Mevlamız:
اَلَّذ۪ينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ اِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُوا لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ ا۪يمَانًاۗ وَقَالُوا حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ
“Onlar ki, bazı kimseler kendilerine: 'Düşmanlar sizinle savaşmak üzere ordular topladı, onlardan korkun!' dediklerinde, bu onların imanını bir kat daha artırdı da: 'Allah bize yeter, O ne güzel vekîldir!' mukabelesinde bulundular.” [5]
Bu kadar uyarıya rağmen Rabbini yarattıkları ile yer değiştirme gafletinde bulunanların, Allah'ı dost edinmekten kaçınanların durumu ne olur?
- Müminleri bırakıp kâfirleri dost edinenler, kendilerine kin besleyen ve kötülük etmek isteyenlerin tuzağına düşerek zarar görürler. Rabbimiz kendisinden başkasını dost edinenleri, kurduğu yuvaya güvenen ancak en dayanıksız yuvaya sahip olan örümceğe benzetir. Bunun bir göstergesi olarak bugün yaşadıklarımızı ifade etmek herhalde gerçeklikten uzak olmayacaktır.
- Müminlerin yanında dost görünüp, kalbinde hainlik taşıyan münafıklar gibi olarak en zararlı insan tipi olmakla karşı karşıya kalırlar.
- Allah'a ve elçisine düşman olanları veli edinenler, ayetlerde açıkça uyarılmış ve bu davranışın ilahi azabı üzerlerine çekeceği bildirilmiştir.
Sonuç olarak iman ve takvanın gereği, Allah'ı ve salih müminleri dost edinmek, hainlerden ve Allah'ın emirlerine karşı gelenlerden sakınmaktır.
Peki! Ne kadar sakınıyoruz?
Bunu cevaplamak için çok bilgiye veya ciltlerce kitabı kurcalamaya gerek olmadığı kanaatindeyim. Zira halimiz ortada!
Maalesef bizler gerçeği çok açık şekilde bildiğimiz halde onu görmemek için fıkrada geçen deli gibi yapıyoruz:
Akıl hastanesinde koğuşları gezen başhekim, bir hastanın oturmuş, birşeyler yazdığını görür;
-Kolay gelsin, ne yazıyorsun?
-Mektup yazıyorum efendim.
-Yaaa...Kime yazıyorsun?
-Kendime...
-Peki, ne yazılı mektupta?
-İlahi doktor bey, deli misiniz siz? Mektubu daha almadım ki...İçinde ne yazdığını ne bileyim.
Artık deli numarası yapıp gerçeği savsaklamayı bırakmak zorundayız! Zira bizim Rabbimizden başka dostumuz, Salih amellerimizin dışında bizi kurtaracak başka imkânımız olmadığını artık zihnimize yazmak zorundayız.
Dostun dostuna bir terennümü olarak Rabbimizden niyazda bulunuyoruz;
Rabbim bizleri kendisine dost edindiği kullarından eylesin!
Rabbim kendinden başka dost arayanlardan olmaktan bizleri muhafaza eylesin!
[1] Tevbe 129
[2] Müslim, Tevbe 10
[3] Enfal 40
[4] Ahzap 3
[5] Al-i İmran 173