RAMAZANIN NE OLDUĞUNU HATIRLAYAN VAR MI?
Değerli Müslümanlar:
Yaşadığımız çağda birçok güzelliği kaybedip de yerine koymaya çalıştığımız sanal mutluluklarla dünyaya daldığımız bir ortamda bizi hem dünyada hem de ahret hayatında felaha ulaştıracak bütün güzel hasletlerden uzaklaştığımızı acaba farkında mıyız?
Bugün bir sefer daha Müslümanlar için arınmayı ifade eden ve halk dilinde on bir ayın sultanı olarak adlandırılan bir ramazan ayına daha girerken Müslümanlar olarak bu aydan ne bekliyoruz diye bir soru sormaya sizleri davet ediyorum?
Soruyorum! Ey Müslümanlar bu seneki Ramazandan ne bekliyoruz?
- Okuduğumuz kitabımızın ayetlerinin manasını anlayıp hayatımıza tatbik etmeyi mi yoksa okuduğumuz hatimleri sayarak hava atmayı mı?
- Dünya üzerinde zulüm ve açlıkla karşı karşıya kalan kardeşlerimizi hatırlamayı mı yoksa şatafatlı sofralarda selfie çekilerek siyasi ve sosyal istikbalimize taşlar dizmeyi mi?
- Ramazanın güzelliklerinden biri olan teravih namazlarımızla Allah’a yaklaşmayı mı yoksa kıldı denilsin hissiyatı ile hızlıdan bitirilen bir hareket egzersizi mi yapmayı?
- Zekatlarımızı bir borç, sadakalarımızı bir arınma olarak mı görmek istiyoruz yoksa ucuz bir reklam aracı olarak flaşların patladığı adice bir oyun mu oynamak istiyoruz?
Bu ve benzeri soruların cevap bulması gereken bir ayın içerisine girerken Allah Resulü s.a.v’ in şu beyanı gerçekten kalbinde iman olan herkesin dikkatlice okuması ve hayatına tatbik etmesi gereken bir kıstas olduğunu ortaya koyalım:
“Oruç, oruçluya yakışmayan şeylerle zedelenmedikçe (tutan için) bir kalkandır.” buyurdu. Ashâb-ı Kirâm: “(Oruçlu) onu ne ile zedeler?” diye sorunca Resûl-i Ekrem: “Yalan ve gıybetle...” cevâbını verdiler. [1]
Şimdi soralım değerli kardeşlerim! Mübarek Ramazan ayını elimizde oruç kalkanı ile mi geçireceğiz yoksa şeytanların bağlandığı bir ortamda insanları yoldan çıkaran şeytanlar mı olacağız?
Belki bir Müslüman nasıl şeytan olabilir diye sorabilirsiniz?
Düşünün bir önceki sene yaptıklarınızı ve de yanınızda arkadaş diye taşıdıklarınızın sizi nerelere sürüklediklerini?
Rabbimiz Ramazanın mahiyetini ve sonucunu ortaya koyduğu şu ayet ile yaptıklarımızı bir değerlendirelim:
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَۙ
Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi oruç tutmak size de farz kılındı. Umulur ki böylece günah ve fenâlıklardan korunursunuz. [2]
Bizden öncekilere de farz kılınarak nefis terbiyesini bizlere öğreten oruç ayı olan Ramazan ayında bile günah işlemekten vazgeçmeyen bizler acaba sevapların katlandığı bu ayda kaybedenlerden olmaktan hiç mi korkmuyoruz?
İçkiden vazgeçmeyen, zinayı normal bir şeymiş gibi davam eden, faizden kazandığı paradan zekat vermekle her şeyi çözeceğini zanneden, zulme karşı sadece dua etmekle kardeşlik hukukundan hesaba çekilmeyeceğini düşünen bizlerin bayrama ulaştığında kazanacağı nedir acaba?
Sonucun ne olduğunu Allah Resulü ortaya koyarak bizlerin elde edeceğinin ne olduğunu ifade ettiği şu beyanını dikkatlice okumak gerekir:
“Nice oruç tutanlar vardır ki, orucundan kendisine kuru bir açlıktan başka bir şey kalmaz! Geceleri nice namaz (terâvih ve teheccüd) kılanlar vardır ki, namazlarından kendilerine kalan yalnız uykusuzluktur.” [3]
Bizler zannediyoruz ki, aç ve susuz kalmakla Rabbimiz tarafından hemen cennete koyulacağız. Oysa gerçek şu ki;
"Kim yalan konuşmayı ve yalan-dolanla iş yapmayı terketmezse, Allah o kimsenin yemesini, içmesini bırakmasına kıymet vermez." [4]
Hocam öyle diyorsun ama hep şeytan bizle uğraşıyor diye de bir bahanenin arkasına sığınmak gibi bir mazeret öne sürmeye kalkmayın. Zira Allah Resulü s.a.v Ramazan gelince şeytanların Rabbimiz tarafından nasıl bir kıskaca alındıklarını şöyle beyan ediyor:
"Ramazan ayı girdiğinde cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar bağlanır." [5]
Şu bir gerçek ki, aslında bağlanması gereken sadece şeytanlar değil insanın arzuları olduğunu da görüyoruz.
Gelin bu Ramazan arzularımıza gem vurarak sanki son ramazanımız olduğu düşüncesi ile ölümü bekleyen bir hastanın son anlarındaki teslimiyeti ile bizi var edene güzel bir şekilde varmak için çaba sarf edelim!
Zira bu Ramazanın bizim için son Ramazan olmadığının garantisini verecek hiçbir merci yok! Bilemeyiz belki de köprüden önceki son çıkışımızdır.!
Son çıkışı kaçıranların içler acısı halini Rabbimiz kerim kitabında ortaya koyarak geç olmadan hazırlıklı olmayı bizlere hatırlatan şu örneği veriyor:
“Nihayet o müşriklerden birine ölüm gelip çatınca:
Rabbim, der. Ne olur beni dünyaya geri gönder. Ömrümü boşa geçirdiğim dünyada iyi işler yapayım.
Hayır, hayır. Onun bu söyledikleri boş lâftan ibarettir. Tekrar dirilecekleri güne kadar onların önlerinde bir engel vardır, geri dönemezler.
Sûra üflendiği zaman artık aralarında soy sop ilişkisi kalmaz. Birbirlerinin hâlini de sormazlar.
Kimin yaptığı iyilikler ağır basarsa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
Kimin yaptıkları da hafif gelirse, işte onlar zarara uğrayanlardır. Onlar cehennemde devamlı kalacaklardır.
Bunların yüzlerini ateş yalar da dişleri sırıtır kalır. Allah Teâlâ onlara:
- “Benim âyetlerim size okunurdu da siz onları yalanlardınız, değil mi?” der. Derler ki:
- Rabbimiz! Azgınlığımız bizleri altetti. Biz sapıklık içinde kalmış bir kavim olduk.
Rabbimiz! Ne olur, bizi buradan çıkar! Eğer tekrar önceki hâlimize dönersek, kendimize zulmetmiş oluruz. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
- “Alçaldıkça alçalın orada. Bana artık bir şey söylemeyin! Çünkü kullarımdan bir grup insan: Rabbimiz, biz iman ettik, bizi bağışla. Bağışlayanların en iyisi sensin, demişlerdi. Fakat siz onlarla eğlenir, beni anmayı unutarak onlara gülerdiniz. Sabrettikleri için bugün ben onları mükâfatlandırdım. Onlar muradlarına erenlerdir.”
Allah Teâlâ inkârcılara:
- “Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?” diye sorar.
- Bir gün veya daha az bir zaman kaldık; sayanlara sor, derler. Allah Teâlâ da onlara şöyle buyurur:
- “Pek az kaldınız. Keşke bunu bilseydiniz (dünyaya tapmazdınız). Sizi boşuna yarattığımızı, bize dönmeyeceğinizi mi sandınız?” [6]
Bu ayetlerin peşinden Rabbimiz biz gafil Müslümanlara seslenerek şu uyarı ile bize merhamet kanatlarını geriyor:
“Mü’minlerin Allah’ı anmaktan ve Allah tarafından gönderilen gerçeği hatırlamaktan dolayı kalplerinin yumuşama zamanı gelmedi mi? Mü’minler daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar. Onların üzerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı. Bunların birçoğu yoldan çıkmış kimselerdir.” [7]
İşte gerçekten Rabbine tabi olan müminlerin alması gereken mesaj budur!
Kalpleri taşlaşmamış, Rablerinin sevgisi için yürekleri atan, her anını onun rahmetine ulaşmak için kullanan, son anını kavuşma anı sayarak sevinçle karşılayıp o güzelliğin yansımasını yüzünde görülen o kimselerden olma mesajıdır bu…
Rabbim kendinin en değerli ay diye belirttiği ay olan Ramazanı onun rahmetine erişecek şekilde değerlendirmeyi bizlere nasip eylesin!
Rabbim bu güzel aydan gafil olup da ona saygısızlık edenlerden olmaktan bizi ve neslimizi muhafaza eylesin!
[1] Nesâî; Sıyâm, 43
[2] Bakara / 183. Ayet
[3] İbn-i Mâce, Sıyâm, 21
[4] Buhârî, Savm 8, Edeb 51
[5] Buhârî, Savm 5
[6] Mü’minûn sûresi, 99-115
[7] Hadîd sûresi, 16