MÜSLÜMAN OLMAK YETMEZ ŞUURUDA KUŞANMAK GEREK
Değerli kardeşlerim:
Biz Müslümanların birçok zaafı olduğu hepimizce bilinen bir gerçek olarak önümüzde durmaktadır. Bu zaafların en tehlikelisi ise ben Müslüman’ım diyerek asli görevlerini bir kenara atarak günah işlemeyi basitleştirmesidir.
Ancak ne hazindir ki, Müslüman olduğunu söyleyen büyük bir kesim durumun vahametini farkında olmadan verilen hayatın sonsuz olduğunu düşünürcesine rahat hareket etmeye devam etmektedir. Oysa Rabbimiz kişinin Müslüman’ım demesi ile işin çözülemeyeceğini ortaya net bir şekilde koymuştur:
اَحَسِبَ النَّاسُ اَنْ يُتْرَكُٓوا اَنْ يَقُولُٓوا اٰمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ
İnsanlar, hiç imtihana tâbi tutulmadan, sadece “İnandık!” demekle bırakılıvereceklerini mi sandılar? [1]
Hal böyle iken bizler yaptıklarımızın şuurunda olmadan kendimizi kandırmaya devam ediyoruz.
Peki! Şuur nedir?
Müslüman’ın kendini bilmesi ve içinde yaşadığı zamandan ve mekândan haberdar olabilmesi adına kendine verilen görevi tam manasıyla anlaması, kavraması, idrak etmesi ve bilincine vararak hayatına yön vermesini ifade eder.
Rabbimiz şuurun nasıl ortaya çıkacağını ifade etmek adına Müslüman da olması gereken özelliği şöyle açıklamaktadır:
وَالَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِّرُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ لَمْ يَخِرُّوا عَلَيْهَا صُمًّا وَعُمْيَانًا
Kendilerine Rablerinin âyetleri hatırlatıldığında, onlara karşı sağır ve kör gibi davranmazlar. [2]
Müslüman gerçeğe sağır ve kör olmaması gerekirken bugün yaşanan olaylar karşısında sessizliğe bürünen veya sesi hak için değil de kendilerine menfaat sağlayacak organizasyonlar için çalışanların durumu Rabbimizin beyanı ile kafirlerin durumunda farklı değildir:
وَمَثَلُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا كَمَثَلِ الَّذ۪ي يَنْعِقُ بِمَا لَا يَسْمَعُ اِلَّا دُعَٓاءً وَنِدَٓاءًۜ صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لَا يَعْقِلُونَ
Allah’ın dâveti karşısındaki tavırları itibariyle kâfirlerin hâli, tıpkı çobanın çağrısını duyduğu halde, bu sözleri mânasız bir ses ve gürültü olarak algılayan sürünün durumuna benzer. Onlar sağır, dilsiz ve kördürler. Çünkü akıllarını kullanmazlar. [3]
Evet! Bugün maalesef kör olanların sadece kâfirler olmadığını, Müslüman kisvesi ile gezenlerinde aynı durumla karşı karşı olduğuna şahit oluyoruz.
Rabbimizin hak kelamı karşısında Müslüman olduğunu söyleyen ancak gerçeği kabullenmek istemeyen kimselerin hak olanı kabullenmeyip yanlış yolda iken doğru menzile ulaşacağını söylemesi kalplerde olanın dışa yansımasından başka bir şey değildir.
Rabbimiz bu duruma işaret ederek şöyle buyurmaktadır:
Bu inkârcılar, biraz olsun yeryüzünde ibret nazarıyla gezip dolaşmazlar mı? Eğer böyle yapsalardı, belki bu sayede akledip duygulanacak kalplere ve gerçeği duyacak kulaklara sahip olurlardı. Ne var ki kör olan, başlardaki gözler değil, gerçekte kör olan sinelerdeki gönüllerdir! [4]
İnsanın âmâ olması onu belki dünyada Rabbimizin verdiği güzellikleri görmesine engel olur ama eğer imanlı ise ahret yurdunda lütfünün güzellikleri ile hemhal olmasına vesile olur ancak kalbinin kör olması dünyada gerçekleri görmesine engel olarak ahret yurdundaki azaba duçar olmasına sebep olur.
Bizler zannediyoruz ki, gözlerimiz var her şeyi görüyoruz ancak görmek demek anlamak manasına gelmez.
Hani bir fıkra vardır ya:
Kör bir adam her gece dışarı çıkarken gaz lambasını yanına alırmış .
Bir gün onu gören biri dalga geçmek maksadıyla demiş ki ;
Sen zaten körsün ...!
Ne gerek var bu lambaya ?
Kör adam cevap vermiş ;
Doğru benim için gerek yok
Ama senin gibi KÖRLERİN bana çarpmaması için taşıyorum
BU LAMBAYI ...
Bizler kalp gözü körelmiş olanlara ne kadar aydınlık sunsak da onlar karanlığı bizim gözlerimizde aramaya devam ederler. Nitekim Rabbimizin şu beyanı onların makus talihsizliklerini şöyle ortaya koyar:
وَمَٓا اَنْتَ بِهَادِي الْعُمْيِ عَنْ ضَلَالَتِهِمْۜ اِنْ تُسْمِعُ اِلَّا مَنْ يُؤْمِنُ بِاٰيَاتِنَا فَهُمْ مُسْلِمُونَ
Körleri de savrulup durdukları yanlış yollardan kurtarıp doğru yola çekebilecek olan sen değilsin. Sen dâvetini ancak, önyargısız bir şekilde âyetlerimize inanıp gerçeğe teslim olmaya yatkın kimselere duyurabilirsin. [5]
İşte bu işin en acı tarafı Müslüman olanlara Allah’ın ayetlerini, Resulünün sünnetini anlatamıyor olmamızdır.
Onların ayetlerden anladıkları ile gerçekte olan mana arasında o kadar fark var ki, dışarıdan bakan insanlar onların yüzünden dine düşman olurlarken, onlar yeni bir din ortaya koyduklarını farkına bile varmazlar. Oysa kendileri ile ilgili gerçek Rabbimizin kelamında açıkça ortaya koyulmaktadır:
وَهُمْ يَنْهَوْنَ عَنْهُ وَيَنْـَٔوْنَ عَنْهُۚ وَاِنْ يُهْلِكُونَ اِلَّٓا اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ
Böylece onlar hem insanları Kur’an ve Peygamber’den uzaklaştırırlar hem de kendileri ondan uzak dururlar. Ama böyle yapmakla sadece kendilerini helâk ederler de bunun farkına bile varmazlar. [6]
Bunun sonucunda ortaya çıkan sonun ne olduğuna baktığımızda Rabbimizin asırlar öncesinde Resulünün aracılığı ile bize ilettiği gerçeğin net bir şekilde tezahüründen başka bir şey değildir:
وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَا ف۪ي كُلِّ قَرْيَةٍ اَكَابِرَ مُجْرِم۪يهَا لِيَمْكُرُوا ف۪يهَاۜ وَمَا يَمْكُرُونَ اِلَّا بِاَنْفُسِهِمْ وَمَا يَشْعُرُونَ
Böylece biz, her kasabada, oralarda bozgunculuk yapmaları için, günahkârlarını liderler yaptık. Onlar yalnız kendilerini aldatırlar, ama farkında olmazlar. [7]
Bugün bize iyi diye sunulan ne varsa aslında firavunun Musa a.s karşısına çıkardığı sihirbazların ortaya koyduğu göz yanılmasından başka bir şey değildir. Bizim buradaki bahtsızlığımız yaşadığımız göz yanılsamasını ortadan kaldıracak bir asanın olmamasıdır.
Firavunlarımız çokta Musalarımız yok, Nemrutlarımız çokta İbrahimlerimiz yok, Karunlarımız çokta onu malı ile batıran topraklarımız yok, Ebucehillerimiz çokta onu yok eden Afra gibi yiğit anaların evlatları yok, şeytanlarımız çokta onu korkutacak Ömerlerimiz yok…
Yaşadıklarımız aslında bizim kafamızda kurduğumuz yanılsamalardan başka bir şey değil. Nasıl?
Büyük bir İslam ümmetimiz var ama ortada İslam yok!
Büyük ordularımız var ama mazluma el verecek gücümüz yok!
Nice İmkânlarımız var ama onları Allah yolunda kullanacak imanımız yok!
Edebiyatımız çok iyi ama sözlerimizin bir manası yok!
Her işimiz cek cak ile biten, sadece elimizdekileri korumak adına Rabbimizin bize verdiği gücü onun yolunda kullanmak yerine hunharca harcadığımız boş ve anlamsız ömürden başka bir şey değil!
Oysa şuuruna varmadığımız gerçek şu ki! Allah için harcanmayan her şey bizler için hüsrandan başka bir şey ifade etmeyecek! Rabbimiz bu gerçeğe şöyle işaret ediyor:
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُلْهِكُمْ اَمْوَالُكُمْ وَلَٓا اَوْلَادُكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِۚ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
Ey iman edenler, mallarınız ve çocuklarınız Allah’ı anmaktan sizi alıkoymasın. Böyle yapanlar, en büyük zarara uğrayanların tâ kendisidir. [8]
Rabbim bizlere yaradılış gayemizi, teslim olmamız gereken kapıyı, kaçınmamız gereken düşmanlarımızı bilecek iman ve ihlası nasip eylesin!
Rabbim şuursuz bir hayatı, amaçsız bir ömrü, ihanet dolu bir çalışmayı bizden ve neslimizden uzak eylesin!
[1] Ankebut 2
[2] Furkan 73
[3] Bakara 171
[4] Hac 46
[5] Neml 81
[6] Enam 26
[7] Enam 123
[8] Münafikun 9