ÖLMEDEN KIYMETİNİ BİL!
Değerli kardeşlerim!
İnsan elinin altındaki nimetlerin kıymetini bilme noktasında çoğu zaman zafiyet yaşar. Ne zamanki elindeki nimeti veya nimetleri kaybeder o zaman değerini anlar ancak çoğu zaman bu kavrama geriye pişmanlıklardan başka bir şey bırakmaz.
Oysa kıymetini bilmemiz gereken o kadar çok nimet var ki, bunları saymakla bitirmek mümkün değil!
Ne varmış ki elimizde dediğinizi duyar gibiyim!
Bunu söyleyen diliniz, gören gözünüz, duyan kulağınız, tahlil eden aklınız, sonuca bağlayan kalbiniz…
Onun içindir ki, Allah Resulü s.a.v bize seslenerek kıymet vermekte aldandığımız, çoğu zaman savurduğumuz iki nimeti hatırlatarak kıymet bilmemizi ve şükrünü eda etmemizi bizden istemektedir:
“İki nimet vardır ki insanların çoğu bu nimetleri kullanmakta aldanmıştır: Bunlar sıhhat ve boş vakittir.” [1]
Oysa hayatımızda o kadar çok değerlendiremediğimiz zamanımız, kıymetini anlayamadığımız sağlıklı günlerimiz var değil mi?
Hâlbuki insan bu dünyaya zamanını boşa geçirip zevklerinin peşinden koşsun diye gönderilmedi. İnsanın asli görevi kulluk görevini yerine getirmek olduğu, bunun en önemli noktasının da kendisini var eden Rabbini bilmek olduğunu Allah c.c bize haber vererek şöyle buyurmaktadır:
قُلْ مَا يَعْبَؤُ۬ا بِكُمْ رَبّ۪ي لَوْلَا دُعَٓاؤُ۬كُمْۚ
Rasûlüm! De ki: “Eğer kulluğunuz ve yakarmanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin ki? [2]
Kulluk ise sadece Rabbimize ibadet etmekle değil, insani görevlerimizi ifa ederek onun emrine göre bir toplum oluşturmaktan geçer. Bu toplumu oluşturmak için ise önce insana saygı ve sevgi beslemek gerekir. Ancak ne hazindir ki, insanlar hemcinslerini sadece kendilerine isteklerini ulaştıran aracılar görmekten öteye gidemediği bir zaman diliminde yaşıyoruz.
Ne ana babaya saygı kalmış, ne evlada sevgi, ne kardeşlik kalmış, ne arkadaşlık, nede derdimizi paylaşacağımız bir dostluk!
Söyleyin değerli dostlar biz ne ara bu kadar yozlaştık?
Şimdi zaman zaman cenazelerde görüyor ve şaşırıyoruz!
Hayattayken kapı dışarı ettiği ana babaya, miras sebebi ile kavga ettiği kardeşe, arkasından iş çevirip ihanet ettiği arkadaşa ağıtlar yakıyorlar!
Mevlana’nın da dediği gibi; “Kıymet bilmek yanındayken sarılmaktır, kaybedince ağlamak değil."
Maalesef bizler ünlü bir tarihçinin de dediği gibi; Gençliğin kıymetini ihtiyarlar, huzurun kıymetini huzursuzlar, sağlığın kıymetini hastalar, hayatın kıymetini ölüler bilir.
Ancak onlar kaybettiklerinde anlayanlardır. Asıl olansa kaybetmeden anlamaktır. Anlamak ise kafamızda kişilere yüklediğimiz etiketler değil aksine ederinin ne olduğunu anlayacak matematiğe sahip olabilmektir.
Yani! Fiyatını biliyor olmak değerini bildiğimiz manasına gelmez!
Ne gibi? Satılması mümkün olmayacak kadar değerli olan bir yakuta fiyat belirlemek gibi! Fiyatın belirlenmesi onun satın alınabileceği manasına gelmez.
Bugün üzerine etiket koyduğumuz o kadar çok şey var ki değerini kaybedince anladığımız!
Mesela ana babalarımız; bugün avazımız çıktığı kadar bağırdığımız, az verdiği için kızdığımız, bize yol gösterdikleri için aşağıladığımız!
Oysa ana babanın ne olduğunu birde onları kaybedenlere sormak gerekir!
Zaman zaman şöyle sözler duyarız; Babam yanımda olsaydı hiçbir şeyim olmasaydı yaslandığım dağ gibiydi varlığı bana yeterdi, anam başımı okşasaydı da ben hiç büyümeseydim gibi…
Sen öyle diyorsun da, babam bana şöyle yaptı, annem beni şöyle kayırdı diyenlere Allah’ın kelamı ve Resulün ifadeleri ile seslenmek istiyorum:
“Biz insana anne babasına en güzel şekilde davranmasını önemle emrettik. Çünkü annesi onu nice zahmetlere katlanarak karnında taşımış ve nice güçlüklerle doğurmuştur. Çocuğun ana karnında taşınması ve sütten kesilmesi otuz ay sürer.” [3]
Anneniz ne kadar size kötülük yapmış olursa olsun ki (kötülük yapanı azdır), sadece seni dünyaya getirirken çektiği çile için bile ona iyi davranmak ve saygı göstermek gerekir. Nitekim Allah Resulü s.a.v bunu ifade etmek adına kendine gelerek soru soran sahabe efendimize şöyle nasihatte bulunmuştur:
Nedir o soru? - Kendisine en iyi davranmam gereken kimdir ya Resulullah?
Resûlullah s.a.v kendisine üç sefer - “Anandır!” buyurdu.
Dördüncü sefer aynı soruyu sorduğunda ise;- “Babandır!” cevabını vermiştir. [4]
Bu sebepledir ki, Rabbimiz az önce okuduğumuz ayetin devamında insanın nasıl davranması gerektiğine işaret ederek bize şöyle yol göstermektedir:
Nihâyet insan güçlü kuvvetli çağına erişip kırk yaşına varınca şöyle der: “Rabbim! Bana ve ana-babama verdiğin nimetlere şükretmeyi ve seni hoşnut kılacak sâlih ameller işlemeyi bana nasip et. Soyumdan gelenleri de sâlih insanlar yap. Tevbe edip senin kapına döndüm ve ben tam bir teslimiyetle sana boyun eğenlerdenim.” [5]
Kıymet vermek, değerli görmek sadece ana baba ile sınırlı olan bir şey değildir. Hayatımızda kardeşlik, dostluk, arkadaşlık ta var olmalıdır. Bugün maalesef bu noktada büyük bir zafiyet yaşamamızdan kaynaklı olarak fitneye açık bir topluma dönüşmüş durumdayız.
Oysa mümin olan kimse etrafına İslam nazarı ile bakabilse Rabbimizin ayet-i celilesinin tecelli etmemesi için hiçbir sebep kalmayacak: "İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir." [6]
Efendim! İyi niyetimiz hep suistimal ediliyor diyenlere şöyle cevap verelim! Yapacağınız şey basit! Değer bilmeyenlere “Sen kıymet bilmedin diye ben değer vermekten vazgeçmem, sadece adres değiştiririm.” Diyerek yeni dostluklara yelken açacaksın ve de insanlardan soğuyup kabuğuna sığınmaktan vazgeçeceksin!
Asıl dostluk o dur ki; "O gün, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar (müttakiler) dışında, dostlar birbirine düşman olurlar." [7]
Mesele birbirimize ahrette dahi dost olabilecek insanlar bulmak ve onları dünyalıklara değişmemektir.
Bu dostu nasıl bulacağız sorusuna ise Allah Resulü s.a.v’in çerçevesinden bakarak cevap verelim. Nedir o çerçeve?
“İyi ve kötü arkadaşın hali, güzel koku satanla körük çekenin haline benzer: Misk satan, ya sana güzel kokusundan bir miktar hediye verir ya sen satın alırsın, ya da (hiç değilse onunla beraber olduğun sürece) güzel koku koklamış olursun. Körük çeken kimse ise, ya elbiseni yakar ya da (en azından) körüğün kötü kokusundan rahatsız olursun.” [8]
Anlattıklarımızı bir sonuca bağlamak gerekirse; elimizde iken kıymetini bilmediğimiz değerlerin yok olduklarında arkalarından ağlamak bizlere sadece pişmanlıklar bırakır. Elimizdekilerin kıymetini bilmek ve şükrünü eda etmek ise bizi hem kul eder, hem de insan!
İnsan olup kul olma şerefine nail olmak içinse kişinin mutlaka çaba sarf etmesi gerekir! Zira "Kader gayrete aşıktır". Çaba sarf etmeden gelen ise ancak beladır ki, kul onu bile anlarsa oda ona bir rahmettir.
Allah Resulü s.a.v’in ifadesi de tam bu noktaya işaret etmektedir:
“Müminin hâli ne hoştur! Her hâli kendisi için hayırlıdır ve bu durum yalnız mümine mahsustur. Başına güzel bir iş geldiğinde şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir sıkıntı geldiğinde ise sabreder; bu da onun için hayır olur.” [9]
Elimizdekilerin kıymetin bilelim, kaybetmeden değer verelim, hayırlı bir evlat, saygı duyulan bir arkadaş, sır paylaşılan bir yoldaş, arkasından hayırla yad edilen bir kardeş olalım!
Rabbim elimizdekilerin kıymetini bilecek iradeyi gösterebilmeyi, şükrünü eda edebilmeyi, şu fani dünyada hoş bir seda bırakabilmeyi hepimize nasip eylesin!
[1] Buhârî, Rikak 1; Ayrıca bkz. Tirmizî, Zühd 1; İbni Mâce, Zühd 15
[2] Furkan 77
[3] Ahkaf 15
[4] Buhârî, Edeb 2; Müslim, Birr 1. Ayrıca bk. İbni Mâce, Vesâyâ 4; Ebû Dâvûd, Edeb 120; Tirmizî, Birr 1
[5] Ahkaf 15
[6] Fussilet 34
[7] Zuhruf , 67
[8] Buhârî, Zebâih 31, Büyû’ 38; Müslim, Birr 146. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 16
[9] Müslim, Zühd, 64