CEHENNEM NİÇİN GEREKLİ?
Değerli kardeşlerim:
İnsanoğlu Rabbinden gelen vahye karşılık zaman zaman algılama sıkıntısı çeker. Kimisi cezaları ağır bulur, kimisi mükafatları sorgular. Oysa Rabbimizin koyduğu hükmün ne kadar isabetli olduğunu yaşadığımız olaylarda daha net anlarız.
Şu bir gerçek ki, Rabbimizin bize vaat ettiği Cennet lüks değil, Cehennem de gereksiz değil!
Bugün dünyaya baktığımızda gördüğümüz zulümler, katliamlar, haksızlıklar, ihanetleri göz önüne aldığımız zaman Cehennemin ne kadar gerekli olduğunu, bu haksızlığa ve zulme uğrayanların haklarının teslimi içinde Cennettin olmasının adaletin tesisi için şart olduğunu görürüz.
Bugün Allah’a inandığını söyleyenlere bile Cehennemden biraz fazla söz edecek olsak “ hoca müjdeleyin nefret ettirmeyin” hadisini önümüze koyup bizleri cehennemden bahsetmekten alıkoymaya çalışırlarken şu gerçeğe aykırı hareket etmektedirler. Nedir o gerçek?
Öncesinde Hıristiyan olan daha sonra Gazze olaylarından sonra Müslüman olan bir kimsenin ağzından dinleyelim:
“Cehennemle ilgili ayetleri eğerki İsrail Filistin olayları olmadan önce okumuş olsaydım bu nasıl bir Allah derdim. Çünkü Allah Cehennemde insanların neler yaşayacağını, nelere maruz kalacağını anlatılıyor bu nasıl Allah derdim ve uzak dururdum. Ama şu gün yaşanan haksızlıklar ve zulümler karşılığında iyi ki cehennem var diyorum. Allah’ım sen ne kadar da adilsin!”
Bir kısmı Müslümanlar olmak üzere insanlar kuranda çokça geçen azap ayetlerine karşılık bu kadar korkunç bir olayı hak edecek insan ne yapmış olabilir diye düşünse de Rabbimiz insanı cehenneme atayım diye bir amaç gütmemektedir. Zira öyle olsaydı kerim kitabımızda şu uyarılar olmazdı:
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا قُٓوا اَنْفُسَكُمْ وَاَهْل۪يكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلٰٓئِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا يَعْصُونَ اللّٰهَ مَٓا اَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ
Ey iman edenler! Hem kendinizi hem de âilenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan o müthiş cehennem ateşinden koruyun! Onun başında, Allah’ın emirlerine asla karşı gelmeyen ve kendilerine verilen her emri eksiksiz yerine getiren son derece acımasız, güçlü ve sert tabiatlı melekler vardır. [1]
Yakıtı insanlarla taşlar olan ve kâfirler için hazırlanmış bulunan cehennem ateşinden kendinizi koruyun. [2]
Bu iki ayet bize göstermektedir ki, cehennem emri sadece Rabbine isyan edip azgınlık ve zulüm edenler için gerçekleşecek bir sondur. Öyle ise Müslümanların içinden çıkan bazı zatların “ Müjdeleyin” telkini yersiz ve saçmadır. Zira ödül ne kadar gerekli ise cezada o kadar gereklidir. Çünkü korkunun olmadığı yerde laçkalığın olması kaçınılmaz bir sonuçtur.
Şu bir gerçektir ki, Bugün Allah’tan korkmayanların dünyayı nasıl yaşanmaz hale soktuklarını çok daha net görmekte ve yaşamaktayız!
Öyle ise ne diyeceğiz? “ Zalimler için yaşasın Cehennem!”
O öyle bir yer ki, Rabbimiz bize şöylece anlatıyor:
Ayetlerimizi inkâr edenleri pek yakında korkunç bir ateşe sokacağız. Onların derileri kızarıp kavruldukça, yerlerini başka derilerle değiştireceğiz ki, azabı hiç aralıksız tatmaya devam etsinler. [3]
Çünkü onlar Allah’ın ayetleri ile alay ederek hadi Allah’ınızı çağırında size yardım etsinler diyorlardı. Evet! Gazze’de, Doğu Türkistan’da, Keşmir’de ve Yakın zaman da Nepal’de demediler mi?
Bazen Allah bunu diyenlere dünyada karşılık verir! Nepal gibi! Bazen de ahrete bırakır daha ağır bir azabı tatsınlar diye…
Yarın huzur-u mahşerde insanlar toplanıp hesap kesildiğinde Müslümanlara hakaret edenlere Müslümanlar soracak;
“Biz, Rabbimizin bize verdiği bütün sözlerin gerçek olduğunu gördük. Nasıl siz de Rabbinizin başınıza geleceğini söylediği şeylerin gerçekleştiğini gördünüz mü?” diye seslenirler. Onlar da: “Evet!” derler. Bunun üzerine aralarında bir münâdî: “Allah’ın lâneti zâlimlerin üzerine olsun” diye bağırır. [4]
Evet! Bugünde biz aynı şeyi söylüyoruz; “Allah’ın lâneti zâlimlerin üzerine olsun”
O zalimlere Rabbimiz kerim kitabında şöyle sesleniyor: “Gerçek, Rabbinizden gelmiştir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. Şüphesiz biz zâlimler için öyle bir ateş hazırlamışızdır ki, duvar gibi yükselen alevleri onları çepeçevre kuşatmıştır. Susuzluktan feryad edip su istediklerinde, kendilerine tıpkı erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su verilir. O su ne fenâ bir içecek; o ateş ne kötü bir barınaktır! [5]
O berbat suyu azar azar yudumlamaya çalışacak, fakat bir türlü boğazından geçiremeyecek. Ayrıca ölüm onu dört bir yandan kuşatacak; fakat, ölmek istese bile, asla ölüp kurtulamayacak! Ardından da daha şiddetli bir azap gelecek. [6]
Allah şöyle buyuracak: “Ey zâlimler! Şüphesiz siz de, Allah’ı bırakıp taptığınız putlar da birer cehennem odunusunuz. Hepiniz birlikte oraya varacaksınız.” [7]
Ateş onların yüzlerine vurup yakacak da, dudakları çekildiği için orada dişleri sırıtmış, suratları çirkin ve gülünç bir halde kalıverecekler. [8]
İnkâra saplanmış olanlar için cehennem ateşi vardır. Ne haklarında ölüm kararı verilir ki ölüp de azaptan kurtulsunlar. Ne de tattıkları azaptan en küçük bir eksiltme ve hafifletme olur. Biz, Allah’ı ve nimetlerini inkâr eden her nankörü işte böyle cezalandırırız. [9]
Orada avazlarının çıktığı kadar yüksek sesle feryat edecekler: “Rabbimiz! Ne olur, bizi buradan çıkar ve dünyaya geri gönder de, daha önce yaptıklarımızın yerine sâlih ameller işleyelim!” Allah da onlara: “Size, düşünüp öğüt alacak bir kişinin, düşünüp öğüt alabileceği bir ömür vermedik mi? Hem size uyarıcı bir peygamber de gelmişti. O halde tadın azabı! Artık zâlimler için hiçbir yardımcı yoktur” buyuracak. [10]
Değerli kardeşlerim! Cehennem de cennet kadar gerekli olan adalet terazisin karşılıklı keseleridir. Bugün ciğeri yanan Gazzeli annenin, namusu kirletilmiş Uygur kadınının, toprakları işgal edilmiş nice İslam diyarının sakinlerine yapılan zulmün sonucunu belirleyecek asıl adalet işte Cehennem denen o korkunç sondur.
Burada asıl değerlendirilmesi gereken husus bir Müslüman olarak biz hangi tarafa doğru sürüklendiğimiz meselesidir.
Maalesef üzülerek söylemek zorundayım ki, bugün Müslümanlar olarak yaşantımızla, adaletimizle, kardeşliğimizle, siyasetimizle, aile hayatımızla cennete varan değil cehenneme sürüklenen bir sona doğru gitmekteyiz. Aynı Allah Resulü s.a.v’ in de belirttiği gibi;
“Cennet size ayakkabılarınızın bağından daha yakındır. Cehennem de öyledir.” [11]
Sakın! Hocam sizde hep cehennemden bahsettiniz demeyin zira size cenneti bedava verenlerin çok olduğu yerde cehennemin olduğunu da birilerinin söylemesi gerekiyor!
Biz Müslümanlara düşen Allah Resulü s.a.v’ in beyanına kulak vermektir:
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ölüm döşeğindeki bir genci ziyaret etmiş ve ona "Kendini nasıl buluyorsun?" diye sormuştur. Genç, "Allah’tan rahmet umuyor ve günahlarımdan da korkuyorum" deyince, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Bir kulun kalbinde bu iki durum (korku ve ümit) bir araya gelirse, Allah o kula umduğunu verir ve korktuğundan da onu emin kılar." [12]
Rabbimizden duamız odur ki;
“Ey Rabbim! Yeryüzünde inkârcılardan hiç kimseyi sağ bırakma! Diyen Hz Nuh gibi bizde dua ediyoruz; “Ya Rabbi zalim olan kim varsa hepsini dünyada zelil eyle, ahrette de perişan eyle!”
Ya Rabbi yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem azabından bizi ve neslimizi koru!
Ya Rabbi senin sevginle yaşat, takva ile dinini kavrat, iman ile sana varmayı nasip eyle!
“Rabbimiz! Unutur veya hata edersek bizi cezalandırma!
Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme!
Rabbimiz! Kaldıramayacağımız şeyleri de bize yükleme!
Günahlarımızı affet, bizi bağışla, bize merhamet et! Sen bizim sahibimiz ve yardımcımızsın. Kâfirler gürûhuna karşı bize yardım eyle!”
[1] Tahrim 6
[2] Bakara 24
[3] Nisâ 56
[4] A'râf 44
[5] Kehf 29
[6] İbrahim 17
[7] Enbiyâ 98
[8] Mü'minûn 104
[9] Fâtır 36
[10] Fâtır 37
[11] Buhari, Rikak 29
[12] Tirmizî, Cenâiz 11; İbn Mâce, Zühd 31