KOCAKARI İMANI
Değerli kardeşlerim!
Varlığının başlangıcından bugüne insanoğlunun en önemli olgularından biride özgürlük kavramıdır. Ancak sanılanın aksine özgürlük başıboşluk değil, sınırları belirli alanlara saygı göstermenin neticesinde ortaya çıkan hakların korunmasını ifade eder. Bugün özgürlük adına sınırları ortadan kaldırmaya çalışanların yanıldığı husus hayatın her alanında sınırların olduğu gerçeğidir.
Ülke sınırı, arsa sınırı, ast üst sınırı vs. vs
Bu gerçek aklı ile düşünen herkesin bildiği bir ahlaki ve insani bir gerçekken bugün buna karşı muhalefet edenlerin sınırları ortadan kaldırmaları sonucunda; ahlaksız bir toplum, sınırsız bir kaos ve güçlünün güçsüzü ezdiği bir zulüm düzenin ortaya çıkmasına sebep olduklarını görüyoruz.
Oysa insan kendini var eden tarafından uyarılarak;
وَمَٓا اَصَابَكُمْ مِنْ مُص۪يبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ اَيْد۪يكُمْ
Başınıza gelen her musîbet, kendi ellerinizin kazandığı günahlar, ihmal ve kusurlar yüzündendir. [1]
وَاَنَّ اللّٰهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِۚ
Allah, kullara asla zulmedici değildir.[2]
Bu gerçek ortadayken insanların bu kadar arsızlaşması ve isyan etmesinin sebeplerine bakıldığında ortaya çıkan arızalardan biride bilgi kirliliği olduğunu görmekteyiz. Zira insan yanlış bilgi ile donanırsa doğru çıktı alması mümkün değildir.
Burada sorulması gereken mesele doğru bilgi nereden elde edilecek ve çıktının hayata doğru şekilde yansıması için ne yapılmalıdır.
İnsanlık tarihi boyunca cevabı aranan bu soruların cevabı arandığı zaman karşımıza çıkan sonuç bizi var eden Rabbimizin vahyi muhatap alınmadan doğru bir sonuca ulaşılamayacağı gerçeğidir.
Mesele sadece bilgiyi (yani) dünyevi ilimleri elde etmek değil onun nereden geldiğini, nasıl kullanılacağını ve nasıl fayda sağlayacağını anlama ve kavrama meselesidir. Hani meşhur bir deyim vardır ya;
“Mey biter saki kalır (İçki biter onu sunan kalır). Her renk solar haki kalır (renk gider aslı olan toprak kalır). İlim insanın cehlini alsa da, hamurunda varsa eşeklik; baki kalır”
Bugün maalesef insanlara doğruyu aktarması gereken kurum ve o kurumun içinde olan kimselerin ahlaki ve insani değerlerini kaybetmeleri sonucunda ortaya çıkan menfaate dayalı çıkar çatışmaları toplumların yaratılış gayesinden uzaklaşmalarının en önemli etkenlerinin başında gelmektedir.
Oysa ilim çıkar elde etmek için değil toplumlara fayda sağlamak için var edilmiş gerçekliklerdir. Allah Resulü s.a.v ‘ in şu ifadesi de aslında buna işaret etmektedir:
Kim ilmi; âlimlere karşı övünmek, cahillerle münakaşa etmek veya insanların teveccühünü kazanmak için öğrenirse, Allah onu cehenneme koyar." [3]
İfade edilen hususlar ne kadarda bugünümüzü anlatıyor değil mi?
Farklı şeyler söyleyip dikkat çekmek adına yapılan söylem ve eylemlerimiz bizi hangi noktaya vardırdığını acaba farkında mıyız?
Kendi adıma söylemek isterim ki, her gün ortaya atılan saçma sapan sözlerden, münakaşalardan, kavgalardan çok sıkıldım!
Eskide kalan ilmi az ama olanı sıkıca koruyan “kocakarı imanını” özledim!
Neydi kocakarı imanı? Bu soruya şöyle bir hikaye ile cevap verelim;
Rivâyet olunur ki büyük kelâm ve tefsir âlimi Fahruddin Râzî, bir gün kalabalık bir talebe grubuyla yürürken; bir yaşlı kadın, bu hâle şaşırır ve geçen kişinin kim olduğunu sorar. Bir talebesi, hocasını iftihar ile şöyle tarif eder:
“–O, Fahruddin Râzî’dir. Öyle büyük bir âlimdir ki, Allâh’ın varlığını ispatlamak için bin tane delili ezbere bilir!”
Kadıncağız buna hayret eder ve; “–Allâh’ın delile ne ihtiyacı var? Kalbinde şüphe olmasa, bu kadar delil toplamaya çalışmazdı!” deyiverir.
Bu cevap, âlim zâta aktarıldığında tebessüm eder. Yıllar sonra vefât ederken ise;
“Şahit olun, o kadıncağızın tam teslîmiyet içindeki îmânı gibi, bir îmân üzere ölüyorum!” dediği rivâyet olunur.
Ey koca koca alim ve hocalar söyleyin sizin ortaya koyduğunuz bu kadar söylemle neyi kime kanıtlamaya çalışıyorsunuz?
Aslında sizler dinin yaşamın içinde olmasını değil, nefsinizin isteklerinizin olmasını arzuluyorsunuz ama unuttuğunuz husus hilelerinizin öncekilerinin hilelerinden farklı olmadığı gerçeğidir.
Hatırlayın Allah hile yapan Yahudilere ne yaptığını; hani onlar cumartesi günü avlanmamak üzere Dâvûd a.s’a söz vermişlerdi. Daha sonra şeytan, kendilerine vesvese vererek: “Siz avlamaktan değil, yemekten menedildiniz!” dedi.
Hikmet-i ilâhî olarak cumartesi günleri balıklar çoğalır, diğer günler azalırdı. Bu sebeple şeytanın fısıltısı bazılarına çok câzip geldi. Bu hususta Medyen halkı üç kısma ayrıldı:
Bir kısmı Allâh’ın emrine muhâlefet ederek balık tuttular. Hem yiyip, hem de sattılar. Bunlar cumartesi günü ağ atarlar, pazar günü de çekerlerdi.
Bir kısmı; balık avlama günâhına girmediler, fakat emr-i ilâhîye uymayanlara da karşı çıkmadılar. Yâni ilâhî emrin çiğnenmesi karşısında sessiz kalıp herhangi bir îkaz ve nasihatte bulunmadılar.
Bir kısmı ise; hem ilâhî nehye riâyet ettiler, hem de cumartesi günü yasağını çiğneyenlere îkaz ve nasihatte bulundular. Sükût edenlere de susmakla doğru yapmadıklarını söylediler. Emr-i bi’l-ma’rûf ve nehy-i ani’l-münker vazîfesini yerine getirdiler.
Kur’ân-ı Kerîm’de bu husus şöyle ifâde ediliyor;
“Onlara, deniz kıyısında bulunan şehir halkının durumunu sor! Hani onlar, cumartesi gününe saygısızlık gösterip haddi aşıyorlardı. Çünkü cumartesi günü, balıklar meydana çıkarak akın akın onlara gelirdi; cumartesi tatili yapmadıkları gün de gelmezlerdi. İşte böylece Biz, yoldan çıkmalarından dolayı onları imtihân ediyorduk.” [4]
“İçlerinden bir topluluk: «–Allâh’ın helâk edeceği, yâhut şiddetli bir şekilde azâb edeceği bir kavme ne diye nasihat ediyorsunuz?» dedi.
(Nasihat edenler) dediler ki:
«–Rabbimize beyân edecek mâzeretimiz olsun diye, bir de (belki) sakınırlar ümîdiyle (nasihatte bulunuyoruz)».” [5]
“Onlar, kendilerine yapılan îkazları unutunca, Biz de kötülükten menedenleri kurtardık; zulmedenleri de yapmakta oldukları kötülüklerinden dolayı şiddetli bir azâb ile yakaladık. Kibirlenip de kendilerine yasak edilen şeylerden vazgeçmeyince, onlara: «Aşağılık maymunlar olun!» dedik.” [6]
Ayet de ifade edilen hadise gerçekleşirken yasağa uyup uyarı görevini yapanlar diğerlerine gelecek olan musîbet kendilerine de gelmesin diye onlarla aralarına bir duvar çektiler. Duvarın arkasındaki sesler kesilince, bir de baktılar ki, bir gecede hepsi birden maymuna dönmüşler!.. İlâhî hükmü dikkate almadıkları için böyle bir cezâya dûçâr olan bedbahtlar, Allâh’ın emrine itaat ettikleri için bu azaptan kurtulan akrabalarının yanında bir müddet mahzun mahzun gezdiler. Üç gün sonra da, maymun şekline girmiş olan âsîlerin hepsi öldü.
İmâm Begavî’; “Avlanmayan, lâkin avlayanlara da herhangi bir îkaz ve nehiyde bulunmayıp susanlar da, onlarla birlikte maymunlar hâline geldiler.” Diye eserinde ifade etmektedir.
Cenâb-ı Hak, daha sonraki nesillere, bu hâdiseyi hatırlatarak şu şekilde îkazda bulunmaktadır: “İşte bu kıssayı, o zaman hazır olanlara ve sonradan gelenlere ibret verici bir cezâ, muttakîler için de bir nasihat kıldık.” [7]
Son ortaya çıkan aslında Siyonist olmakla beraber yok olacaklarından korktukları için savaş istemeyen ve orduya katılmayan Yahudilerin hayatlarının ortaya koyulduğu belgeselde Yahudilerin aynı şekilde haşa Allah’ı kandırmaya çalışmaya devam ettiklerini görüyoruz!
Burada bizi ilgilendiren mesele ise kendini Müslüman olarak ifade eden bazılarının da aynı yolu izledikleri halde nasıl cennete gideceklerini düşündükleri hususudur?
Buradan kendini hoca, alim, ilahiyatçi ve çakma Müslüman tiktokçu zümreye sesleniyorum bırakın bizim dinimizle uğraşmayı bize kocakarı imanımız yeter!
Bizim Allah’ın varlığı için bir delile, hükmü için bir bahaneye, resulünün emri için bir vekalete ihtiyacımız yok!
Bize Rabbimizin kitabı, Resulünün sünneti yeter!
Biz 32 farzla cennete gideriz de acaba siz bunca kitap ve ilimle cennete gider misiniz asıl sormanız gereken budur?
Son olarak size Allah Resulünden bir uyarı ile seslenmek istiyorum;
"Her kim kendisiyle Allah’ın rızası aranan bir ilmi, sadece dünyalık bir menfaat elde etmek için öğrenirse, kıyamet günü cennetin kokusunu bile alamaz." [8]
Rabbim hükmüne ram olmayı, işittik ve itaat ettik diyebilecek iradeyi, ahreti dünyaya tercih edebilecek imanı ortaya koyabilmeyi bizlere nasip eylesin!
Rabbim dininin emirlerini esneten, kendinden önce gelenler gibi hareket eden, batılı hakka tercih edenlerden olmaktan bizi neslimizi ve tüm ümmet-i Muhammed-i muhafaza eylesin!
[1] Şura 30
[2] Enfal 51
[3] Tirmizî, İlim, 6
[4] A’râf, 163
[5] A’râf, 164
[6] A’râf, 165-166
[7] Bakara, 66
[8] Ebû Dâvûd, İlim, 12