BAŞÖRTÜSÜ KİME YASAKLANMALI?
Değerli kardeşlerim:
İnsanoğlu olarak bizler zannederiz ki sadece nefislerimiz ve şeytanla imtihan oluyoruz. Ancak işin aslına baktığımız zaman insan hemcinsleri ile de imtihan olur ki, çoğu zaman kişinin nefsi ve şeytanla olan imtihanında daha çetin bir mücadele içine girmek zorunda kaldığı bu kargaşadan zaferle çıkamamasına sebep olur.
Bu mücadeleden hayırla çıkabilmek, rızaya ulaşabilmek ancak sadık dostlar ve imanlı kardeşlerle mümkün olabilir. Fakat o sadık dostlar ve imanlı kardeşleri bulabiliyor muyuz sorusu işte cevabını bulamadığımız bir problem olarak önümüzde dağ gibi durmaktadır.
Bu sorunu aşmanın yolu nedir diye baktığımız zaman insanın samimiyetinin öne çıktığını görürüz. Nitekim Rabbimiz ayet-i kerimesinde şöyle buyurmaktadır:
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِق۪ينَ
Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının; özü sözü doğru, samimi ve dürüst insanlarla beraber olun! [1]
Ayet açıkken Allah’tan sakınan insanı bulmak onu dost edinebilmek o kadar zor ki! Başımıza gelen olaylar, dindar gözükenlerin yaptıkları, kardeş bildiklerimizin ihanetleri ve benzeri birçok olay Allah Resulünün şu bayanını aklımıza getiriyor:
"Ahir zamanda dinle dünyayı talep eden (dini çıkarlarına alet eden) birtakım insanlar türeyecektir. Bunlar insanlara karşı koyun postuna bürünürler, dilleri şekerden tatlıdır, fakat kalpleri kurt kalbidir." [2]
Ancak ne hazindir ki, bizler kurt kalpli, Müslüman görünümlü, iyi rol yapan kim varsa onların dostluğu ile huzura ereceğimizi zannediyoruz. Bu zan ile hareket ederken de tuzağa düşüp kardeşin kardeşe plan yapmasına ve bertaraf olmasına sebep oluyoruz. Aynı şu hikayede ki çiftçinin tuzağına düşen fareler gibi;
Bir çiftçi, farelerin ekinlerini yok etmesinden ve tahılını çalmasından bıkmıştı ve kurnaz ama zalim bir plan buldu. Ölü bir koyunu derin, terk edilmiş bir kuyuya attı. Kokuya çekilen yaklaşık 80 fare, leşle ziyafet çekmek için kuyuya koştu. İlk başta her şey harika görünüyordu. Herkes için fazlasıyla yiyecek vardı ve fareler doyana kadar yediler.
Ama yiyecekler bitince, korkunç bir şeyi fark ettiler. Kuyunun duvarları tırmanmak için çok dikti. Tuzağa düşmüşlerdi. Günler geçti, açlık çaresizliğe dönüştü. Çaresizlik saldırganlığa döndü. Bir zamanlar barış içinde yan yana yiyen fareler, hayatta kalmak için savaşmaya başladı. Sonunda, birbirlerini öldürmeye ve yemeye başladılar.
Birer birer sayıları azaldı, ta ki yalnızca tek bir fare kalana kadar. Gözleri kan çanağıydı ve kendi türünü yiyerek hayatta kalmıştı. Sonra çiftçi döndü, kuyuya bir ip sarkıttı ve son hayatta kalan fareyi kurtardı. Ama bunu iyilik veya merhametten yapmamıştı.
Çiftçi, farenin diğer fareleri avlayarak hayatta kalmayı öğrendiğini biliyordu. Onu tarlalarına saldıktan sonra, fare kendi tahılını yemek yerine kendi türünü öldürmeye devam edecekti. Çiftçi, düşmanını en büyük silahına dönüştürmüştü.
Ve bu, "böl ve yönet" dersidir. Tuzağı kontrol edenler, savaşları kendileri vermek zorunda değildir. Onlar sadece başkalarının birbirine düşmesini sağlayacak koşulları oluştururlar.
Fareler, düşmanlarının diğer fareler olduğuna inanıyordu. Asıl düşmanın onları oraya koyan çiftçi olduğunu asla fark etmediler.
En büyük tehlike her zaman karşında duran düşman değildir. Bazen çatışma şartlarını oluşturan ve sessizce birbirinizi yok etmenizi izleyen kişidir.
Peki bunlar kimlerdir?
Siyonistler, kafirler dediğinizi duyar gibiyim ama en tehlikelisi bizim gibi yaşayan ve bizden gözükenlerdir. Rabbimiz içerdeki bu hainleri şöyle ifade etmektedir:
اَلْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ بَعْضُهُمْ مِنْ بَعْضٍۢ يَأْمُرُونَ بِالْمُنْكَرِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمَعْرُوفِ
Erkek olsun kadın olsun bütün münafıklar birbirinin aynısıdır: Kötülüğü teşvik edip yayarken, iyilik, doğruluk ve güzelliğin önünü kesmeye çalışırlar..[3]
Dede Korkut'un da dediği gibi; “Kahpe içerden olunca kapı kilit tutmaz oğul!”
Peki! Biz bu hale nasıl geldik? Başımıza gelenlerin sebeplerini dışarıda aramamız doğru mu? Biz bu halin neresindeyiz?
Sorular, sorular, sorular, cevabı işimize gelmeyen bir sürü günahlar!
Oysa Rabbimiz asırlar öncesinden sebepleri ortaya koymuş! Nedir o sebepler dediğimiz zaman en başta gelenlerinden bazılarını Rabbimiz şöyle beyan ediyor:
"Nihayet onların ardından öyle bir nesil geldi ki, namazı peş peşe bıraktılar (kılmadılar) ve nefislerinin arzularına uydular. Bu yüzden onlar ileride büyük bir azgınlığın cezasını çekeceklerdir (Gaddar bir hüsrana uğrayacaklardır)." [4]
Bugün ayette anlatılanları bire bir yaşamıyor muyuz değerli kardeşlerim?
Allah ile irtibatı koparmış, resulünün sünnetini darmaduman etmiş, dini yaptıklarına kalkan ederek her haltı yiyen bir toplum haline gelmedik mi?
Efendim falanca ülkede başörtüsü zulmü varmış, falancalarda İslam’a aykırı şu işleri yapıyormuş! Bunlara karşı ittifak edip mücadele edilecekmiş! Falanca zalimi protesto etmişler! Çok acayip sert kınamalarla zulme ses çıkarmışlar! Mış, mış, mış…
Bir sürü içi boş hezeyan ile gündemimiz doldurulurken adı ve kisvesi Müslüman olanlar haram ne varsa yaparken başına taktığı başörtüsü ile hırsızlığı, yüzünde ki sakal ile de yüzsüzlüğü örtüverdiğini zannediyor!
İşin daha acısı başka ülkede ki başörtüsü zulmüne karşı en yüksek perdeden bağırırken kendi ülkesindeki başörtülü kimselerin yaptıkları yanlışa ses çıkarmayan toplumun önündeki alim ve hocaların ortaya koyduğu hezeyanlardır. Üstelik Allah Resulü s.a.v’ in ortaya koyduğu şu gerçeğine çok iyi bildikleri halde;
"İnsanlar bir zalimi görürler de onun zulmüne (harama, kötülüğe) engel olmazlarsa, Allah’ın hepsine umumî bir azap göndermesi yakındır." [5]
Efendim! Başörtüsü zulmüne, İslami kisvenin kullanılmasına yasak getirilmesine mi tarafsınız?
Evet! İslam ülkelerinde ki bazılarının başörtüsünü takmasına, sakal bırakmasına, cübbe giymesine, sarık takmasına, namaz kılmasına, oruç tutmasına karşıyım!
Nasıl yani diyorsanız? Size hz. Süleyman ile yaralı kuşun arasında geçen şu hikaye ile cevap vereyim:
Bir gün yaralı bir kuş Hz. Süleyman’a gelerek, kanadını bir dervişin kırdığını söyler. Hz. Süleyman, dervişi hemen huzuruna çağırtır. Ve ona sorar; “Bu kuş senden şikâyetçi, neden kanadını kırdın?” Derviş kendini savunur; “Sultanım, ben bu kuşu avlamak istedim. Önce kaçmadı, yanına kadar gittim, yine kaçmadı. Ben de bana teslim olacağını düşünerek üzerine atladım. Tam yakalayacağım sırada kaçmaya çalıştı, o esnada kanadı kırıldı.” Bunun üzerine Hz. Süleyman kuşa döner ve der ki; “Bak, bu adam da haklı. Sen niye kaçmadın? O sana sinsice yaklaşmamış. Sen hakkını savunabilirdin. Şimdi kolum kanadım kırıldı diye şikâyet ediyorsun?” Kuş kendini savunur. “Efendim ben onu derviş kıyafetinde gördüğüm için kaçmadım. Avcı olsaydı hemen kaçardım. Derviş olmuş birinden bana zarar gelmez, bunlar Allah’tan korkarlar diye düşündüm ve kaçmadım.” Hz. Süleyman bu savunmayı doğru bulur ve kısasın yerine getirilmesini ister. “Kuş haklı, hemen dervişin kolunu kırın” diye emreder. Kuş o anda; “Efendim, sakın öyle bir şey yaptırmayın” diyerek öne atılır. “Neden” diye sorar Hz. Süleyman. Kuş sebebini şöyle açıklar; “Efendim, dervişin kolunu kırarsanız, kolu iyileşince yine aynı şeyi yapar... Siz en iyisi mi, bunun üzerindeki derviş hırkasını çıkartın... Çıkartın ki, benim gibi kuşlar bundan sonra aldanmasın."
Evet! Başörtüsü ile hırsızlık yapandan, zinadan sakınmayandan, haremlik selamlığı umursamayandan, lüks yaşamdan kaçmayandan, sahne sahne gezip arz-ı endam edenlerin kafasından başörtüsü çıkarılmalı!
Evet! Yine söylüyorum! Sakalı ve cübbesi ile kadınlı erkekli program yapan hocalardan, ayrı evler tutanlardan, kamu malına çökenlerden, zalimle iş tutandan sakalının ve cübbesinin sökülüp alınması gerekir!
Müslüman görünümlü dervişlerin sırtındaki hırka çıkmadıkça bu zillet hiçbir zaman bitmez!
Efendim! Çok sert olmadı mı? Bakalım Rabbim ne diyor:
Yoksa siz Kitabın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden öyle davrananların cezası, dünya hayatında sefillik ve rezillikten başka bir şey değildir..." [6]
Ey alimler! Ey hocalar! Ey Müslümanlar ne zamana kadar susmaya devam edeceksiniz?
Yoksa siz şu ayet-i celilenin muhatabı olmaktan korkmuyor musunuz?
Allah’ın indirdiği kitabın bazı kısımlarını gizleyen ve bunu az bir bedel karşılığı satanlar yok mu! İşte onlar, karınlarına cehennem ateşi dolduruyorlar. Kıyâmet gününde Allah ne onlarla konuşacak, ne de onları temize çıkaracaktır. Onlara elem verici bir azap vardır. [7]
Rabbim gazabını çekecek kadar azgınlaşmaktan bizleri muhafaza eylesin!
Rabbim bizleri indirdiği dini kullanarak dünya menfaati elde etmekten muhafaza eylesin!
[1] Tevbe 119
[2] Tirmizî, Zühd, 60
[3] Tevbe 67
[4] Meryem , 59
[5] Ebû Dâvûd, Melâhim, 17; Tirmizî, Fiten, 8
[6] Bakara 85
[7] Bakara 174