Güncel Vaazlar Kitabımız Satışta!
Güncel Vaazlar Kitabımız Satışta!
Güncel Vaazlar Kitabımız Satışta!
Güncel Vaazlar Kitabımız Satışta!

İYİLİKLERİ HÂKİM KILMA ÇABASI

Değerli Müslümanlar!

İnsanoğlu olarak bizler iyi ve kötü amelleri olan, bununla beraber iyiliği yapmakla emir olunup, kötülükleri yapmaktan men edilen bir varlık olarak bu dünya da hoş bir seda bırakmak istiyorsak bizi var edene sadakatle teslim olup emirlerine tabi olmak zorundayız!

Efendim! Bizi var eden bile bize kendisine inanıp inanmama konusunda serbestlik tanırken siz ne diye sadakatten ve teslimiyetten bahsediyorsun diyen olabilir!

Biz sadece bize emir edileni yaparak hak olanı haber veriyor ve sonucuna karışmıyoruz! Nitekim Rabbimizin Şuayb a.s’ın kavmine söylediklerini bize ilettiği ayet-i celile’de bunu ifade etmektedir:

"...Ben sadece gücümün yettiği kadar ıslah etmek (düzeltmek) istiyorum. Başarım ancak Allah'ın yardımı iledir..." [1]

Tabiî ki sadece iletmek yeterli değildir. Bunun yanında söylediğimiz sözlerin hayatımızda yer alması ve fiiliyatımızın da insanlara yol gösterici olması gerekir. Bunun bir ifadesi olarakta şu ayeti birçoğumuz duymuşuzdur:

Ey iman edenler! Yapmadığınız ve yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmadığınız ve yapmayacağınız şeyleri söylemek, Allah katında büyük kızgınlığa sebep olan çok çirkin bir davranıştır. [2]

Bugün bu beyanın önemi o kadar net ortaya çıkmıştır ki, İslam’ı anlatanların sayısı çoğalırken inanan ve uygulayanların sayısı her geçen gün düşmektedir.

Sebeplerine baktığımız zaman gördüğümüz birinci unsurun dilde kalan sözler olduğunu görmekteyiz. Oysa mesele söylemek değil topluma pozitif yönde katkı sağlamaktır.

Nitekim Allah Resulü s.a.v’ in şu ifadesi tamda bunu ifade etmektedir:

"İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olanıdır." [3]

Şimdi kendimize bir soralım topluma ne faydamız var ve bu fayda insanların hidayetine vesile oluyor mu?

Bu soruya acaba rahatlıkla evet diyebiliyor muyuz?

"Ben, ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim." [4] diyen bir peygamberim ümmeti olduğumuz iddiasındaki bizler acaba güzel ahlakı yaşama ve yaşatma konusunda ne kadar çaba sarf ediyoruz?

Şimdi bizler zaman zaman sohbetlerimizde ve vaazlarımızda Allah’ın koyduğu hükümleri, resulünün uygulamalarını baz alarak bazı uyarılar yaptığımızda aldığımız tepkileri duydukça % 98 Müslüman olduğu söylenen bir ülkede mi, yoksa kâfir bir memlekette mi yaşadığımızı ayırt edemiyoruz!

Hâlbuki bizler Rabbimizin bize onun hayatında sizler için güzel örnekler vardır dediği Hz. Muhammed Mustafa s.a.v’in  sünnetini yerine getirerek hakkı anlatırken, onlar Allah Resulü s.a.v’in şu beyanını görmezden geliyorlar:

"Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da uykusuzluk ve ateş ile onun acısına ortak olurlar." [5]

Kardeşlik ise gördüğünüz bir yanlışı normal kabul etmek değil, onu düzeltmek için çaba sarf etmekle yerine gelir. Nitekim hepimiz Allah Resulü s.a.v’in şu bayanını biliriz:

"Sizden kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin (ondan nefret etsin). Bu ise imanın en zayıf derecesidir." [6]

Peki! Bizim yanlışları düzelten elimiz ve dilimiz nerede? Neden hakkın tesisi için risk almaktan kaçınıyoruz? Elde ettiklerimiz bize dünyalık ne getirecek ve ahrette bizden neleri getirecek?

İşte bu sorular bizim dünya ve ahret saadetimizi belirleyecek cevaplanması gereken yegâne sorulardır.

Hep toplumun bozulduğundan, ahlakın yok olduğundan, adaletin ortadan kalktığından, zorbalığın çoğaldığından, inancın zayıfladığından bahsediyoruz da bunların düzelmesi için ne yapıldı sorusuna cevap vermiyoruz!

Evet! Zor bir zamandayız bunu kabul etmek gerekiyor ancak ne zaman kolay oldu ki?

Bakalım peygamberlerin hayatlarına, kıssalarda geçen olaylara, tarihin derinliklerine! Hiçbir başarı kolay olmuş mu?

Mesele bizim bu yolda yürüyecek cesaretimizin olup olmadığı meselesidir.

Bizler şunu görüyoruz ki, emek verilirse, samimiyetle yola çıkılırsa hiç ummadığımız kimseler bile hakka ve hakikate kulak kabartıyor ve hidayet yolunu seçiyor!

Hatta şunu da söyleyebiliriz ki, vesile olduklarımız bizden daha azimli ve daha gayretli olabiliyorlar!

Bize düşen toplumdan umudu kesmek değil, kötülüklere bahane aramak hiç değil, bize düşen gayret, gayret, gayret!

Mevlana nede güzel demiş; “İster yavaş gitsin, ister acele edip koşsun, arayan elbette aradığını bulur. Ey Hak yoluna düşen kişi, isteğine iki elinle sarıl! Çünkü istek, iyi bir kılavuzdur. Topal da olsan, sakat da olsan, uyuklasan, hattâ kusurlu da olsan, yine O’nun yolunda ol, O’na doğru sürün, O’nu, yâni Allâh’ı ara!”

Allah’ı arayan, bunun için çaba sarf eden için Rabbimiz buyuruyor ki; "İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır. Ve şüphesiz onun çalışması yakında görülecektir." [7]

Bizden önce niceleri bu niyet ve azimle gayret göstermiş ve ulaşabildikleri menzile bayrak dikerek kendinden sonra gelenlere işaret bırakmışlardır. O işaretler ki asırlar sonra gelenlere bile istikamet göstermiş ve göstermeye devam etmektedir! Hatırlayalım Ebû Eyyûb el-Ensârîyi!

O ki ömrünün son deminde Rumlara karşı tertib edilen gazâya katılmış yolda hastalanıp vefâtı yaklaşınca asker arkadaşlarına şöyle demişti;

“–Şayet ölürsem beni yanınıza alın ve Rum topraklarına doğru gidebildiğiniz en son noktaya götürün. Düşman saflarıyla karşılaşıp (daha fazla ilerleyemez olduğunuzda) beni oraya, ayaklarınızın altına defnedin!..”  [8]

İşte Eyyûb Sultan Hazretleri, hayâtı boyunca Allah yolunda cihâd etmiş, vefâtından sonra da kabriyle ve türbesiyle arkasından gelen İslâm askerlerine hedef göstermek sûretiyle hizmetine devâm etmiş ve asırlar sonra müjdeye eren sultan Mehmet’e istikamet vermiştir. O da isyanın bol olduğu yeri islambol haline getirmiştir.

Bizler biliyoruz ki gayret edene Allah yardım eder! Ayette buna delildir:

"Bizim uğrumuzda cihad edenleri (gayret gösterenleri) elbette yollarımıza eriştireceğiz. Şüphesiz Allah, iyilik yapanlarla beraberdir." [9]

Bazen bu yolda yalnız kalmaktan dem vurur ve yorulduğumuzu söyleriz! Oysa mesele Ebu Zer gibi yolda olmaktır. O ki;

Zorluk seferi olarak ta bilinen Tebük Seferi’ne çıkılmış, bir hayli yol alınmıştı. Aradan epey bir zaman geçtikten sonra Ebû Zer  r.a orduya yetişir. O, zayıf hayvanı yola dayanamadığı için gerilerde kalmış, sonunda hayvanını terk etmiş ve yaya olarak binbir meşakkatle ordunun ardından yetişmişti. Bunu gören Allah Rasûlü s.a.v mütebessim bir çehreyle:

“–Allah selâmet versin! Ebû Zer yalnız yaşar, yalnız ölür ve yalnız başına diriltilir.” buyurdular.

Nitekim doğruları olduğu gibi söylediği için sürgün edilmiş ve yalnız başına ölmüştür.

Bizimde meselemiz etrafımızda çok kimseler olması değil onun yolunda gerekirse yalnız yaşayıp, yalnız ölmek ve yalnız diriltilmektir. Çünkü mesele aşka varmaktır! Aşkın en kutsalı ise bizi var eden için çekilen cefadır.

Bu aşka düşen içinse nefsin hizaya çekilmesi gerekir! Nasıl mı derseniz şu beyitler buna en güzel cevap olacaktır:

Vur nefsine, şânın kara meydânda gömülsün
Nefsinde duran taht kara toprakta gömülsün

Halk övdü, bugün kendini sultân mı sanırsın?
Alkışla semirmişse bu unvân da gömülsün

İlminle ezip câhili ârif mi olursun?
İrfânla satılmış bu kusûrun da gömülsün

Alnın yere varsın, ne çıkar kibrin dururken?
Secdende gurur saklama, isyân da gömülsün

Soy sop ile fahr eyleme, insan mı seçersin?
Ceddinle böbürlenme, bu kan aşkı gömülsün

Mal mülk yığarak kendini kudret mi sanırsın?
Servetle kefenlenme, bu dünyâda gömülsün

Hırkanla sokaklarda kerâmet mi satarsın?
Dervîş diye heybende gurûr varsa gömülsün

Hiçlik mi deyip hiçliği sermaye mi ettin?
Hiçlikte de put varsa o benlik de gömülsün

Biz bir çağrıcıyız ve nefislerinize sesleniyor kalbinizle karar vermeniz için size yol gösteriyoruz! Çünkü bizler şunu biliyoruz ki;

"Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır." [10]

Rabbim bizi aşkına ram eyleyip, hayra vesile şerre set eylesin!

Rabbim bizleri dünyaya meyil edipte yaradılış gayemize ihanet etmekten muhafaza eylesin!

 


[1] Hûd 88

[2] Saf 2 - 3

[3] Buhari, Magazi, 35

[4] Muvatta, Hüsnü'l-Huluk 8

[5] Müslim, Birr 66

[6] Müslim, Îmân 78

[7] Necm 39-40

[8] Bkz. Ahmed, V, 419, 416

[9]  Ankebût 69

[10] Âl-i İmrân 104

Dosyalar

İYİLİKLERİ HÂKİM KILMA ÇABASI
Facebook Sayfamız
Facebook Sayfamız

Bu yazıyı paylaş